buharalıbilvanisli.com

Sofilerin Buluşma Noktası Buhara
 
AnasayfaAnasayfa  TakvimTakvim  GaleriGaleri  SSSSSS  AramaArama  Üye ListesiÜye Listesi  Kullanıcı GruplarıKullanıcı Grupları  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  
buharalıbilvanisli.com Son Konular
KonuYazanGönderme Tarihi
Salı Şub. 08, 2011 11:13 am
Cuma Ocak 28, 2011 9:56 am
» ykmz
Salı Ocak 11, 2011 10:43 pm
» ykmz
Salı Ocak 11, 2011 10:41 pm
Çarş. Ocak 05, 2011 8:01 am
Çarş. Ocak 05, 2011 7:57 am
Çarş. Ocak 05, 2011 7:40 am
Salı Ocak 04, 2011 6:58 pm
Salı Ocak 04, 2011 6:32 pm
Salı Ocak 04, 2011 6:32 pm
Salı Ocak 04, 2011 9:37 am
Ptsi Ocak 03, 2011 7:15 pm
Ptsi Ocak 03, 2011 7:02 pm
Ptsi Ocak 03, 2011 6:55 pm
Ptsi Ocak 03, 2011 6:43 pm
Ptsi Ocak 03, 2011 6:27 pm
Perş. Ara. 30, 2010 10:23 am
Perş. Ara. 30, 2010 8:27 am
Paz Ara. 26, 2010 2:53 pm
Paz Ara. 26, 2010 2:43 pm
Cuma Ara. 24, 2010 8:11 pm
Cuma Ara. 24, 2010 1:34 pm
Cuma Ara. 24, 2010 8:50 am
Perş. Ara. 23, 2010 1:19 pm
Perş. Ara. 23, 2010 8:12 am

Paylaş | 
 

 ALLAHA C.C. İMAN

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
gespenst

avatar

Mesaj Sayısı : 588
Kayıt tarihi : 24/06/10
Nerden : ANKARA

MesajKonu: ALLAHA C.C. İMAN   C.tesi Haz. 26, 2010 4:13 pm

İKİNCİ KISIM

ALLAH'A İMAN

"Âlemi yoktan yaratan, Alîahü Teâlâ'dır. O Allah ki, Öncesiz, diri, kadir, âlim, işiten, gören, dileyen, muradedendir. Allah, araz değildir, cisim değildir, cevher değildir, suret ve şekil değildir, mahdut değildir, bir şeyin parçası veya cüz'ü değildir, bileşik değildir, sınırlı değildir. Cins ve keyfiyet ile vasıflanmaz, mekân¬dan münezzehtir, üzerinden zaman cereyan etvıez. O'na hiç bir şey ben¬zemez. İlminden, kudretinden hiç bir şey hariç değildir.» [80]

Allah (C.C.) İn Sıfatları

"Allah'ın (C.C.) ezelî, ve zatıyla kaim, sıfatları vardır. Bu sıfatlar, zatının aynı da değildir, gayrı da de¬ğildir.»
Ehl-i Sünnetin bu inancı, bu sıfatlara malik birden fazla vücudun varlığı telâkkisini reddeder.
«Allah'ın ezelî sıfatlan; ilim, kudret, hayat, kuvvet, işitmek, gör¬mek, irade, meşiyyet, fiil, halket-rnek, nzıklandırmak ve kelâmdır.
"Allah, kelâm sıfatı ile konuşur. Kelâm, harf ve sesler cinsinden ol¬mayıp Allah'ın ezelî bir sıfatıdır. Allahü Teâlâ, bu kelâm sıfatıyla, ke-lâmedid, emredici, nehyedici ve ha¬ber vericidir"
Allahü Teâlâ'nın kelâmı olan Kutan, mahlûk değildir.»
Allah'ın kelâmı, mahlûk değildir; ancak harf ve seslerden ibaret olan Kur'an (Kitap), mahlûk¬tur.
aAllahü Teâlâ'nın kelâmı olan Kur'an, mushaf lavımızda (harfler ve kitabet şekliyle) yazılıdır. Kalpleri-mizde (hayal edilen lafızlarla) mah¬fuzdur. Dillerimizde okunur. Kulak¬larımızda duyulur. Fakat bunlara (mushaf, k:a'p dil ve kulaklara) hu¬lul etmez.
Tehvın, Allahü Teâlâ'nın ezelî sıfatıdır. Tckvîn; AJlahii Teâlâ'nın âlemi ve âlemin parçalarından her birini, tayin ettiği vakitte, icat et-mesûHr. Tekvin sıfatı, bize göre, ya¬ratman şeylerden ayrıdır.
İrade, Allahü teâlanın zatıyla, kaim olan ezeli bir sıfatıdır.»
Fiil ve tahlîk (halketmi) sıfatları da, Allah'ın ezelî sıfatlarındandır. Fiil, iş demektir. Tahlîk sı¬fatı ise, yaratmak mânâsına gelir.
Terzîk sıfatı da aynı durumda olup, rıziklandırma demektir. Bu sıfatlar, tekvin sıfatına râci-dirler.
irade sıfatı da, Allah'ın zatıyla kaim ezelî sı¬fatlarından biridir.
İrade, birbirine zıt İki oluştan (meselâ; var veya yok olmadan) birinin, muayyen bir anda, vukuunu tercih demektir.
Allahü Teâlâ, kendi iradesi hususunda Kur'-an'da şöyle buyuruyor:
«Onun emri, bir şeyi dilediği zaman, ona ancak 'ol' demesinden ibarettir, O da oluverir.» [81]
«Sizi de, (elinizle) yapageldiğiniz şeyleri de Allah yaratmıştır.» [82]
Hülâsa; Allah, hayrı da şerri de irade eder. Fakat; «Allah, kullarının küfrüne razı olmaz.» [83]
âyet-i kerimesine göre, küfre ve şsrre rızası yok¬tur. [84]

Allah'ı Görmek Mümkün Müdür?

«Allahü Teâlâ'yı görmek, aklen caiz, naklen vaciptir. Allahü teâlâ, görülür. Fakat bu görülme, bir me¬kânda, b'r yönde, bir ışık yardımıy¬la değildir. Görenle Allah (C.C.) arasında bir mesafe de bahis konu¬su değildir.»
Yani, bu görünüşte yön, yer, mesafe, cephe, bahis konusu değildir.
Mezheplerin bu husustaki görüşleri şudur: [85]

Mûtezile'nin Görüşü

Dünya ve ahirette Allah'ı görmek mümkün değildir, ve Allah'ı kimse göremiyecektir.» [86]

Kerramîye Ve Müşebbihe'nln Görüşleri

Bunlar, ahirette Allah'ın, bir cihet ve mekân¬da, cisim olarak görüleceğini vehm ederler. Aslın-da bunlar, Allah'ın cismanî olduğuna inanırlar. [87]
Bu mezhepler, Peygamber Efendimizin haber vermiş olduğu sapık fırkalardan oldukları için, bunların Ehl-i Sünnete uymayan görüşleri kabul edilmez. [88]

Ehl-İ Sünnetin Görüşü

Allah'ı görmenin mümkün olduğu hususunda Ehl-i Sünnet âlimleri, iki çaşıt delil getirirler: [89]

1. Aklî Delil:

Biz, gözümüzü açıp baktığımızda, kendi zatı ile kaim olan boy, en gibi cevherleri; başkası ile kaim olan renk ve ışık gibi arazları görüyor ve birbirlerinden ayırt edebiliyoruz. Cevherlerda araz¬ları görmemizi temin eden sebep, ikisinin de müş¬tereken sahip oldukları «vücut» keyfiyetidir. Yani ikisini de, mevcut oldukları için görebiliyoruz. Eğer mevcut olmasalardı, görmemiz mümkün ol¬mazdı.
Netice olarak, «vücut» yani «var olma» key¬fiyetinde Allah (C.C.) da cevher ve araz müşte¬rektir. Yani, Allah vardır. O halde, görmeyi müm¬kün kılan «vücut» sıfatı, Allah (C.C.) hakkında da tahakkuk etmiş olduğundan Allah'ı görmak mümkündür. [90]

2. Nakli Delil:

Bu meseledeki delil, Kur'an-ı Kerlm'In şu ayet-i kerimesidir:
«(Musa dedi ki) 'Ey Rabbim, bana (zatını) göster de, seni göreyim' Rabbi; 'sen, beni elbette göremezsin/ Fakat dağa bak; eğer yerinde durabîlirse ondan son¬ra beni görebilirsin1 dedi.» [91]
Bu âyette, iki yönden, Allah'ı görmenin müm¬kün olduğunu Isbatlamaktadır. [92]
a — Musa (A.S.), Rabbhıden, O'nu görmek istedi. Eğer, Allah'ı (C.C.) görmek imkânsız olsa İdi, böyls bir istekte bulunmazdı. Zira, Hz. Musa'¬nın, imkânsız olduğunu bilerek, Allah'ı görmek istemesi muhaldir. Çünkü bu, mümkün olmayan birşeyi istemek olur ki, bir peygamber için abes¬tir. Eğer, Hz. Musa, Allah'ı görmenin imkânsızlı¬ğım bilmeyerek istemiş ise, cahillik olur ki, Allah. (C.C.) hakkında caiz olan ve olmayan şeyleri bil¬memek de peygamberliğe aykırı olur. O halde, Al¬lah'ı görmek caizdir ki, Hz. Musa, Rabbini gör¬meyi istemiştir.
b — Allah (C.C), kendisinin görülmesini da¬ğın yerinde durabilmesine bağlamıştır. Dağın ye¬rinde kalabilmesi ise mümkündür. Mümküne bağ¬lanan şey de mümkündür. O halde, Allah'ı görmek mümkündür.
«Allah'ı görme» meselesini, Ehl-i Sünnet üç yönden incelemektedir:
1 — Allah'ı ahirette görmek,
2 — Allah'ı rüyada görmek,
3 — Allah'ı dünyada görmek. [93]

Ahirette Allah'ı Görmek

Ehl-i Sünnet, ahirette mü'minlerin Allah'ı (C.C.) karşılıktan, mekândan ve cismaniyetten münezzeh olarak göreceklerinde müttefiktirler.
Fatih'in hocası Hızır Bey, şöyle der:
«Mü'minlerin, baş gözleriyle, Allah'ı görmeleri vu¬ku bulacaktır. Fakat, kör olanlar (kâfirler) O'nu gö¬remezler.» [94]
Yine bu meselede, Allame Ebu'l-Hasen Sira-cüddin Aliyyi-bni Osman da şunları kaydeder:
«Mü'minler, Allah'ı keyfiyetsiz, mahiyetini idrak etmeden ve misalsiz olarak görürler. Allah'ı görünce bütün cennet nimetlerini unuturlar. Siz, Mutezilenin bu husustaki batıl inancından sakının.» [95]
Aliyyülkari, bu beyitleri şerhederken ulema¬nın şu görüşlerini nakleder: [96]
1. İbnü Ebî Semre der ki: «Allah'ı görme meselesinde bu ümmetle diğer ümmetlerin mü'-minleri müsavidir.»
2. «Ahkâmü'l-Mercan» kitabı, İbnü Abdi's-Selâm'm' «Kavaidü's-Suğra» kitabından naklen şunları kaydeder: «Allah'ı görmek İnsanlara mah¬sustur. Melekler ve cinler, Allah'ı göremiyeccklcr-dir.»
3. Ebu'l-Haseni'l-Eş'arî, «İbâne» kitabında; «Melekler de ahirette Allah'ı görürler.» demekte¬dir. Beyhakî, İbnü'l-Kayyim, Celâlüddin Belkaynî, Celâlüddin Süyûtî de ayni görüşe sahiptirler.
Hatta Belkaynî, cinlerin mü'minlerinin de Al¬lah'ı görecekleri kanaatindedir.
Şeyhülislâm İbrahim Bsycûrî ise bu hususta şöyle der:
«Cinlerin mü'minleri de, diğer mü'minlerîe bera¬ber «Mevkıf» ta Allah'ı görürler. Bu, kesindir. Cen¬nette görmeleri ise kuvvetle muhtemeldir. Allah'ı akıl sahiplerinden başkası, meselâ hayvanlar göremezler. Cennet ehli. Cuma ve bayram günleri görürler. Mü'¬minlerin havassi ise, her sabah ve akşam Rablerinî göreceklerdir.» [97]
İmam Âzam Ebû Hanîfe ise, El-Fıkhu'1-Ekber kitabında; «Cennette mü'minler Rablerini baş göz¬leriyle görürler. Fakat aralarında mesafe, teşbih ve keyfiyet olmayacaktır.» demektedir. [98]

Ahirette Allah'ı Görmenin Naklî Delilleri

Kitaptan:
«Yüzler vardır; o gün terü tazedir. Rab'erini gö¬receklerdir.» [99]
Sünnetten:
Cerirü'bnü Abdillah (R.A.) dan rivayet edil¬diğine göre; Nebî (S.A.V.) bir gece, ayın ondör-dünde aya bakarak; «Muhakkak siz hepiniz, ahircttc Rabbinîzl şu kameri görüp de şüphe etmedi¬ğiniz gîbî göreceksiniz.» buyurdular. [100]
Bu «rü'yet» hadisini Hulefa-i Erbaa, Abdullah lbnü Abbas, Abdullah İbnü Mes'ud, Süheyb ve Enes gibi, ashabın büyüklerinden yirmi zat riva¬yet etmişlerdir.
İcmadan:
Muhalifler zuhur etmezden evvel, bütün üm¬met; sahabe, tabiin, tebe'ut tabiîn, hepsi ahirette Allah'ın görüleceği hususunda ittifak etmişlerdir. Bu husuşdaki âyet ve hadislere de zahirleri üzeri¬ne mânâ vermişlerdir. Onların bu ittifakı, icrna delili olmuştur. [101]

Allah'ı (C.C.) Rüyada Görmek

Şerhü Mevâkıf, İmam Âmidî'den şunları nak¬lediyor:
«Rüyada Allah'ı (C.C.) görmek caiz midir, değil midir, meselesinde; bir kısım âlimler, caizdir; bit kısmı da caiz değildir kanaatindedirler. Bu meselede doğru olan: rüyada Allah'ı görmeye mâni bir şey yok¬tur. Fakat bu görme, hakikî bir görüş değildir.» [102]
Saadeddin Tsftazanî ise, Şerhü Akaid'de der ki:
«Rüyada Allah'ı (C.C.) görmek. Selefin bir çok¬larından hikâye edilmiştir. Rüyada Allah'ı görüş, bir çeşit müşahededir ki, kalp ile olur, göz ile değil.»
Bu kitaba haşiye yazan Ramazan Efendi, Se¬lefin bir kısmım şöyle anlatır:
«İmam Azam, Ebû Yezid, Hamzatü'l-Karî, Saha¬benin büyüklerinden Hz. Ömer (R.A.), Rablerİni rüya¬da gördüklerini nakletmîşlerdir.» [103]
Abdüllatİf el-Harputî ise, «Tenkihu'l-Kelâm fi Akaidi ehli'I-Isam» kitabında ulemanın bu husus¬taki görüşlerini şöyle açıklar:
Uykuda Allah'ı (C.C.) görmek meşalesinde Ehl-i Sünnet âlimleri arasında ihtilâf varsa da, «Rabbimi en güzel surette gördüm», «Rüyanın en hayırlısı, kulun Rabbmi görmesi, veya Peygambe¬rini görmesi, yahut Müslüman olan ana - baba¬sını görmesidir.» hadis-i şeriflerine; sahabe, tabi-ûn ve din imamlarından nakledilenlere binaen ehl-i sünnet âlimlerinin büyüklerinden îmam Aml-dî, rüyada Allah'ın (C.C.) görülebileceğine hük¬metmiştir.
İmam Âzam'm (R.A.), doksan dokuz kere, rü¬yasında Rabbini görüpp, yüzüncü kere, «Ya Rab-bi, kulların azapdan nasıl kurtulacak?» diye sor¬duğu hikâyesi meşhurdur.
İmam Ahmed b. Hanbel ds Rabbini rüyada görmüş, Rabbine yaklaşmanın yolunu sormuş, «Kıır'nn okumalı» olduğu cevabını almıştır.
Kurra-İ Seb'adan Hamza, ve Muhammed b. AH Tirmizİ gibi daha birçok zevattan, rüyada Al¬lah'ı (C.C.) gördükleri rivayet olunmuştur.
Rüya tabircilerinin imamı Muhammed İbnü Sırın de, «Rüyada Rabbini gören kimsenin rüyası, onun cennete gireceği şeklinde tabir olunur.» demiştir. [104]
Yine aynı hususta, fıkıh kitaplarından olan Bezzaziye'de şu açıklama vardır: Küyada Allah'ı (C.C.) görmeyi, Rüknü'I-Islâm ve ekseri muta¬savvıflar caiz görürler. Ekseri meşayih ile Semar-kant ve Buhara'nın ekseri muhakkik (tahkikçi) âlimleri ise caiz görmezler. Hatta imam Mâtüri-dî, «Rüyada Allah'ı (C.C.) gördüğü iddiasında bu¬lunan, puta tapandan daha şerlidir. Zira, rüyada görülenler hayal ve misallerdir. Allahü Teâİâ ise bunlardan münezzehtir.» der. [105]
Tarikatü Muhammediye şerhi «Berika»' da büyük bilgin Hadimi, ihtilâfları beyan ettikten sonra, İmara Mâtürîdi'nin kavlini, bazı âlimlerin te'vil ettiğini yazmakta, aynı kitabın sarihi Recep Efendi ise, «Bu hususta susmak en güzeldir.» de¬mektedir. [106]

Dünyada Allah'ı Görmek

Bu hususta Seyyid Şerif Cürcanî, İmam Âmi-dî'nin şu açıklamasını naklederler: [107]
«Bizim devrimizdeki bütün imamlar, dünyada ve ahirette Allah'ın görülmesinin aklen caiz olduğunda müttefiktirler. Fakat, dünyada Allah'ın görülmesinin senı'an (yani âyet ve hadislere göre) caiz olup olma¬masında ihtilâf ettiler. Bir kısmı bunun caiz olacağı, bir kısmı da caiz olimyacağı Kanaatine vardılar.» [108]

Peygamberimiz Miraçta Allah'ı Nasıl Gördü?

Bu meselede Saadeddin Teftazanî şöyle der: Bazı selef, Mi'raç'ta Hz. Peygamberin, Rabbini baş gözüyle gördüğünü söylemişlerse de cumhur bu¬na muhaliftir. Sahih olan; Psygamberimizin, Rab¬bini baş gözüyle değil, kalp gözüyle görmüş olma¬sıdır. Kendisine, «Rabbini gördün mü?» diye so¬rulunca; «Kalbimle gördüm» buyurmuştur. [109]
Allâme İbrahim Lekkanî «Cevheretü't - Tev-hid» kitabında, Peygamberimizin, Rabbini baş gö¬züyle gördüğünü şu beytiyle ifade eder:
«Allah'ı görmek caizdir. Nebî (S.A.S.) ise, dün¬yada Rabbini görmüştür.»
Bu kitaba haşiye yazan İbrahim Beycurî ise, şu bilgiyi verir:
«Ekseri ulemaya göre; Muhammed (S.A.S.), Mi'-raçta Rabbini baş gözüyle görmüştür. Her ne kadar Hz, Ayşe (R.A.) bunu reddiyorsa da, İbnü Abbas (R.A.)'ın hadisi bu hususu doğrulamaktadır. İbnü Ab-bas'ın hadisi, Hz. Ayşeninkinden Önce gelir. Zİra «Müsbit» delili ile «Nâfb delili tearuz edince; Müs-bit tercih edilir. Bu, bir Usûlü Hadis kaidesidir. Aynı meselede, Ma'mer İbnü Raşid, «Ayşe, İbnü Abbas'dan daha bilgili değildir.» demektedir. Dünyada, baş gö¬züyle Allah'ı görmek, yalnız Resûlullah (S.A.S.)' için mümkün olmuştur. Bunun dışında, uyanık olarak, kim Allah'ı gördüğünü iddia ederse sapıktır -ve sözü batıldır. Hatta bazı âlimler, böyle bir iddiada bulu¬nan kimsenin kâfir olacağına kail olmuşlardır.» [110]

Baş Gözüyle Rü'yet Hakkında İhtilâf

Bu meseledeki ihtilâfın sebebi; Müslim'in Ebû Zer (R.A.)'den rivayet ettiği şu hadistir:
Resûluİlah (S.A.V.)'tan «Miraç gecesinde Hab-bini gördün mü?» diye soruldu. Resûlullah (S.A.V.) şu cevabı verdiler: «Nurun ennâ arâhu». Hadiste¬ki «ennâ» kelimesi, «elif» ve «nûn» harflerinin fet-hiyle de rivayet edildi, kesriyls de... Bu iki riva¬yet şekline göre ise, mânâ değişmektedir. Birinciye göre, (yani «ennâ» okunursa) mânâ, «O bir nur¬dur, nasıl görebilirim?» şeklindedir, ve «Resuîül-lab, Allah'ı baş gözüyle görmedi» diyenlerin delili olmaktadır. İkinciye göre, (yani «innî» okunur¬sa) mânâ, «O bîr nurdur, elbette gördüm» demek olur ki bu da, «Resûlullah, Allah'ı baş gözüyle gördü» diyenlerin delili olur. [111]
Ramazan Efendi, Şerhü Akaid Haşiyesi'nin 289. sayfasında «Allah'ı kalp ile görmeyi» şöyle izah eder:
«Allah (C.C.l, Muhnmmed (S.A.S.)'in baş gözünü kalbinde kıldı. Kalbi için göz yarattı. O da Rabbini, baş gözüyle gördüğü gibi gördü.» [112]

Rü'yet Hakkındaki Hadîsler

1. Ata tarikiyle İbnü Abbas (R.A.)'dan: «Onu kalbiyle gördü.» [113]
2. Mesruk'tan şöyle rivayet edilmiştir:
«Hz. Ayşe'nin (R.A.) yanındaydım. «Ey müminlerin annesi! Üç şeyi kim söylerse, Allah'a (C.C.) karşı büyük iftira etmiş olurmuş!.. Nedir onlar?» diye sorduğumuzda Hz. Ayşe, şöyle cevap verdi:
a) «Kim ki, Muhammed (S.A.V.) Rabbinl gördü, diye iddia ederse, Allah'a karşı büyük ifti¬ra etmiş olur.» Bunun üzerine ben; «Ey mü'min-lerin annesi, bana müsaade et, konuşayım: 'Andol-sun ki, O, onu apaçık ufukta görmüştü. [114] Âyetine ne dersin?» diye sorunca Hz. Ayşe, şu ce¬vabı verdi: «Bu meseleyi ResûluIIahtan (S.A.V.) İlk Önce soran benim... Resûlullah bana dedi ki; O Cebraiidir... Hem işitmedin mi, Allahü Teâlâ; «Ona gözler erişemez. O ise bütün gözleri ihata eder.» [115]buyurmadı mı? Ve hem sen işitmedin mi ki, Allah (C.C.) şöyle buyurdu: «(Ya) birvahy ile, ya bir perde arkasından, yahut bîr elçi gön¬derip de kendi izniyle dileyeceğini vahyetnıes! ol¬madıkça, Aİlah'ın hiçbir beşere kelâm söylemesi (vaki) olmamıştır.» [116]
b) «Her kim ki; Resûlullah (S.A.V.), Allah'¬ın (C.C.) kitabından bir şeyi gizledi derse; Allah'-a büyük iftira etmiş olur.»
c) «Her kim ki Muhammed (S.A.V.) gaybı bilir iddiasında bulunursa, Allah'a (C.C.) büyük İftira etmiş olur.» [117]
3. Abdullah İbnü Şakîk tarikiyle Ebû Zer (R.A.)'den rivayet edilmiştir:
Resûluliah'a (S.A.V.), «Rabbİnî gördün mü?» diye sordum. Buyurdu ki, «Bir nur, onu nasıl gö¬rürüm?» Aynı tarikle, ikinci bir rivayette ise, «Bir nur gördüm.» buyurdu. [118]
Kadı îyaz, Şifa isimli kitabında şöyle der:
«Bir grup âlimin fikri, Hz. Ayşe'nin kavlincedir. İbnü Mes'ud'dan ve Ebû Hüreyre'den, meşhur olarak nakledilen de budur. Bunun üzerine, hadisciler ve fa-kihlerden bir kısmı, dünyada rüyetin mümkün olma¬yacağına kail olmuşlardır, ibnü Abbas'tan meşhur olan rivayet ise, Peygamber (S.A.S.)in, Rabbİni gözle¬riyle görmüş olmasıdır. Hatta İbnü Abbas, Hâkim, Nesâî ve Tabaranî, rivayetlerinde; 'AHahü Tcalâ, Mu¬sa'ya (A.S.) Kelâm; ibrahim'e (A.S.) hullet (dostluk); Muhammed'e (S.A.S.) ise rü'yet ile ihtisas buyurdu' demiştir. İmam Eş'ari ile ashabından bir grup da Peygamberin (S.A.S.), Allah'ı (C.C.) baş gözüyle gör¬düğüne kaildirler. Bazı meşayih de, Allah'ı baş gözüy¬le görme meselesinde tevakkuf eylemiştir. Şüphesiz, bu meselede hak olan da, tevakkuf, yani kat'î bir kanaat izharında bulunmayıp bu meseleyi Allah'a (C. C.) havale etmektir.
Şifa şerhinde Aliyyülkarî ise şunları zikreder:
«Resûlulîah (S.A.S.). Mi'raç gecesi Allahü Teâîâ'y' görmedi. Fakat Nevevî, «Fetâvâ^da rü'yetin vaki ol¬duğunu doğrulamış ve bunu muhakkikun'dan nakletmistir.» [119]

Allah (C.C), Ve Kulların Fiilleri

«Allahü teâlâ, kullarının iman, küfür, isyan ve İbadet (tâat) olan bütün fiillerinin yaratıcısıdır.»
MûtezİIe'nin ve rasyonalistlerin dediği gibi, kul; fiillerinin, harekatierinin yaratıcısı değildir.
Bu iddia sakattır. Zira, insan, fiillerinin neticeleni tafsilatıyla bilemez. Bilemediğine göre, fiille¬rin halikı olamaz.
Ayrıca, bu konuda nakli deliller şunlardır:
«Allah, her şeyi yaratandır...» [120]«Sizi de, (elinizle) ynpageldiğiniz şeyleri de Allah . yaratmıştır.» [121]
Cebriye'nin, zamanımızda fatalistlerin, «Allah her şeyin halikı olduğuna göre; kul, fiilleri yap¬mağa mecburdur, dolayısıyla ceza görmemelidir.»
demeleri de yanlıştır. Zira, fiillerin yaratılması, kulun talep ve kisbine tâbidir. Allah, kulun hangi liili yapacağını bilir, fert, iyi veya kötü işi ihtiyar eder ve Allah onu, o fiili, halkedar.
«Kulların bu fiillerinin hepsi r Allah'ın iradesi, dilemesi, hükmü, kazası ve takdiri iledir. Ancak, kul¬lar için, ihtiyarı filler vardır. Bu fi¬iller dolayısıyla sevap alırlar veya cezalanırlar.
Cebriye ve zamanımız fatalistleri, insanın ih¬tiyarî fiillerini reddediyorlar. Ve «Kulun hareketi,, cansız varlıkların hareketi gibidir.» diyorlar.
Şurası açıktır ki; insanın hareketi ihtiyarî; cansızların hareketi isa mecburidir. İnsan, ihti¬yar ettiğinin karşılığım görecektir. İnsanı irade¬siz bir mahlûk, suç işlemeye veya istememeye mecbur bir yaratık olarak görmek ve göstermek tamamen yanlıştır.
Her fert İçin, ihtiyarî fiillerinin bir karşılı¬ğı vardır.
«işledikleri iyi amellere bir mükâfat olarak..» [122]«Dileyen iman etsin; dileyen kâfir olsun..» [123]
âyet-i kerimeleri bunun delilidir.
«Kulların yaptığı iyi ve güzel olan fiillere Allah'ın rızan vardır. Fena olan fiillere ise, rızası yoktur.»
Zira; bir âyet-i kelimeye göre:
«Allah kullarının küfrüne razı olmaz.» [124]
«Kulların fiillerin meselesini iyice anlayabil¬mek için; meşhur âlim Hadimî'nin bu husustaki «Ef'âl-i ibâd» risalesini inceleyelim. [125]

Ef'al-İ Îbâd (Kulların Fiilleri)

Bu meselede mezheplerin görüşleri şöyledir: [126]

1. Ccbriye'nin Görüşü:

Kulların fiillerinde sadece Allah'ın kudreti müessirdir. Kullar, kendi fiillerinde, asla kudret sahibi değillerdir. Kulun herhangi bir işte dahli ve tesiri yoktur. Kul, cansız varlık durumunda¬dır. [127]

2. Esprilerin Görüşü:

Fiilde hem Allah'ın, hem de kulun kudreti vardır. Fakat kulun kudretinin tesiri yoktur. [128]

3. Mûtezile'nin Görüşü:

Kulun kudreti, fiilde, bilâ icap velâ ızdırar müessirdir. Kulun kudretini Allah yaratır. Kul da, kendi isteği ve kendi kudreti ile, kendi fiillerini yaratır. [129]

4. Filozofların Ve İmamü'l-Haremeyn'in Gö¬rüşü:

Fiilde kulun kudreti bil-îcap müessirdir. Fiil, kudrete muhalif olamaz. Yani, kudretin sarfedil-müsi ile beraber fiilin meydana gelmesi icabeder.
Filozoflara göre; kul, kendi fiilini yaratma¬ya mecburdur. Bu hususta muhtar değildir. Tef-tazanî, bu durumu «Şerhü Mekasıd»'da şöyle ifa¬de eder: Allah'ın kul için, bir kudret ve irade yaratması vaciptir. Kuldaki bu irade ve kudret de, fiiün meydana gelmesini gerektirir. îşte «Kul, fiilinin bil-îcap halikıdır» demenin anlamı budur. [130]

5. Ebu İshak İsferaînî'nin Görüşü:

Kulun fiilinde hem Allah'ın, hem de kulun kudreti bir arada bulunur. İki kudretin ikisi de, asıl fiilde müessirdirler. [131]

6. Kadı Ebu BekriI-Bakıllânî'nin Görüşü:

Allah'ın kudreti asıl fiilde; kulun kudreti de fiilin vasfında müessirdir. Fiil ise,.inat ve ma'sîyet» olarak vasıflanır. Meselâ; bir yetime atılan dayak fiilinin aslı, Allah'ın kadîm kudreti ile; bu daya¬ğın adalet veya zulüm, tâat veya mahiyet olma vakıfları ise, kulun sonradan olan kudreti ile hasıl olur. [132]
Bu görüşlerden asıl olan, Üstad Ebu tshak'ın görüşüdür. Mâtüridîlerin itikadı da budur. [133]
Kulun fiilinde iki kudretin de beraberce mü¬essir olması, Allah'ın âdetinin böyle cereyan etme-slndendir. Şöyle ki, Allah (C.C.), kulun, bir fiili yapmak istemesinin hemen akabinde o fiili yara¬tır. Kul bir fiili kasd ve irade etmeden ve Allah'ın kendisine verdiği kudreti sarfetmeden, Allah, o fii¬li yaratmaz. Fakat, kulun iradesi olmadan da, Al¬lah o fiili yaratmaya kadirdir. Lâkin cebr olma¬ması ve kulun, yaptığı fiilden dolayı ceza veya mükâfata lâyık olması sebebiyle âdet-i ilâhî böyle cereyan eder.
Meseleyi biraz daha derinleştirirsek, Allah (C.C.), başlangıçta, kulda bir kudret yaratmıştır. Kuldaki bu kudret ızdiraridir. Kul, bu kudreti, «bir işi yapmak veya yapmamak» isteğinden birisi¬ne satfetmede hürdür. İşte, kulun bu ihtiyarına nîradc-i Külliye» [134]denir ki, bu irade ve kud¬ret, mahlûktur. Kul, bu kudretini bir işi yapmak veya terketmeKten birisine sarîederek bu iki şık¬tan birini diğerine tercih eder. işte, kulun bu sar¬fı, hariçts mevcut değildir. Ne var, ne de yok ka¬bilinden olan şeylerdendir. Buna, «İrade-i Cüziy-ye», «Kisb», veya «Kasıt» denir.
Netice şudur ki; kul, kudretini bir fiile kat'iy-yctle sarîedince Allah (C.C), âdeti icabı, o fiili yaratır. Eğer, bu fiilin meydana gelmsslnde Al¬lah'ın yaratmasının yanında kulun da dahil bu¬lunmamış olsa idi; kulun infiradı da sahih olmazdi. O halde, kulun fiili, iki kudretin içtimai ile hasıl olmaktadır. Allah'ın kudreti İle hasıl olması, Allah'ın halkı (yaratması) dır. Kulun kudreti ile hasıl olması ise, kulun kisbi (seçip tercih etmesi) dir. Fiilin, makdur (takdir edilen), hüsün (güael) ve kubuh (çirkin) olarak vasıflanmasını gerekti¬ren şey ise, kisb'dir.
Fiilin, Allah'ın kudreti ile olduğu inancı, ce¬birdir. Kulun kudreti ile olduğu İnancı ise, tefviz, yani fiili kula bırakmaktır. Böylece, seleften nak-ledilegeten «Cebrü Mutavassıt» görüşü ortaya çı¬kar ki, Mâtüridîlerin kabul ettikleri görüş de bu¬dur.
Eş'arî Mezhebi'ne göre İse: Allah (C.C), kul¬da bir kudret icat eder. Kul da, bu kudrete uy¬gun olarak, kendi fiilini icat eder Burada mües¬sir, yalnız Allah'ın kudretidir. Kulun kudreti mü¬essir değildir. O, sadece fiilin mahallidir. Kullar, fiillerinde muhtar; ihtiyarlarında ise muzdardır-lar. Yani hür değil, mecburdurlar. Çünkü Eş'arî-ler, «İrade-i Cüz'iyye» nin mahlûk olduğuna kail¬dirler. Onlara göre, fiilin vukuu, ızdırarîdir. Ku¬lun, fiili yapmak veya terketmek hususlarından birisini tercih etmeye kudreti yoktur. Bunun için, her ne kadar Eş'ari, kendisinin «Cebrü Mutavas¬sıt» olduğunu iddia etmişse de, Eş'arîl-sre «Cebrü Mahz» denilmiştir.
Tekrar edecek olursak, Eş'arî Mezhebi'nin gö¬rüşünün özeti şudur: Allah (C.C), âdeti üzere, kulların fiillerini kudretlerine yakın olarak yarat¬tı. Bu halde, kulun fiili, Allah'ın kudretinin t3Sİri ve Allah'ın icadı İle olduğundan, Allah'ın mahlû¬kudur. Kulun kudretine yakın olduğu için de ku¬lun kisbidir. [135]

Eş'arî Ve Mâtüridî'nin İttifak Noktaları :

1. İki kudretin isbatında,
2. Allah'ın kudretinin, kulun kudretine mu-vaffık olmasında,
3. Fiilin, kul için «kisb» ve Allah için «halk»
olmasında,
4. «Cebrü Mutavassıt» olduklarını iddiada. [136]

Eş'arî Ve Mâtürîdî'nin İhtilâf Noktaları:

1. Mâtürîdîlere göre; kulun kudreti, Allah'ın âdetine muvafık olarak, fiilde müessirdir.
Eşarîlere göre ise; kulun, kendi fiilinde tesiri
yoktur.
2. Mâtürîdîlere göre; fiil, kuldan bil-ihtiyar (kulun ihtiyarı ile) sudur eder. Eş'ârîlere göre ise, fiil kuldan bil-ızdırar (mecburen) sudur eder.
3. Mâtürîdilere göre; kulda irade-i cüz'iyye vardır. Fakat hariçte mevcut değildir. îrade-i cüz'iyye, mahlûk da değildir.
Eş'ârîlere göre ise, irade-İ cüz'iyye da, kulda¬ki kudret vs. gibi, mahlûktur. [137]

Îstitâat

(Fiîllerin Yapılımasında Gerekli Güç)

İstitâat (kulun gücü), ferdîn fiilî ile başlar ve fiilin bitmesi ile so¬na erer. Kula verilen bu güç, fiili ya¬pan kudretin kendisidir.»
Ferdin herhangi bir İşi yapması, ancak Al¬lah'ın, o işin yapılmasını temin edecek güçte o fer¬de vermesiyle mümkün olur.
Fert, iradî vs gayri iradî bütün fiilleri yap¬mak için, bu kudrete muhtaçtır. Muayyen bir ha¬reketi yaptıran kudret, her şeye kadir olan Allah'¬ın, o fiilin yapılmasına mahsus olarak ferde ver¬diği kudrettir.
Mutezile, kulun, fiillerine kadir olduğu inan¬cındadır. Zamanımız felsefacilerinden bir çoğu da aynı kanaattedir. Mûtezile'nin başka bir kolu olan Dialektik - Materyalizm; maddenin ve vücu¬dun, kudretin esası olduğunu ileri sürer. Halbuki madde ve insan, âcizdir. Her, fiilinde, Allah'ın kendisine kudret vermesine muhtaçtır. Allah, ise Kadir-i Mutlak'tır.
«İstitâat (ferdin, bir şeye gücü¬nün yetmesi); sebeplerin, âletlerin ve azaların salim olmasıyla müm¬kündür.»
«Sebepler», ferdin dışındaki şartlardır.
Meselâ; namaz için vakit; zekât için nisap miktarı mal, bir fiilin yapılması için gereken gü¬cün verilmesinde sebeplerdir.
«Aletlrr ve azaların sağlam olması» İse; fer-din şahsında olan şartlardır. El, ayak veya zihnin normal çalışması gibi.
«Allah, kulun çücüniin yetme¬yeceği şeyi teklif etmez.»
Cenâb-ı Hak buyurur:
«Allah, hiç kimseye, gücünün yeteceğinden baş¬kasını yüklemez.» [138]
«insanın darbelenmesinin men akabinde; döğülende meydana gelen acı ve elem; insanın vurması¬nın hemen akabinde camın kuruma¬sı ve buna benzer şeylerin hepsi, Al~ lahû Teâlâ'nın yarattıktandır. Bu neticeleri meydana, getirmekte, ku¬lun bîr yaratma kudreti yoktur.»
Meseleyi biraz daha derinleştirebilmek için, mezheplerin bu husustaki görüşlerini tetkik edelim.
Ehl-i Sünnet İtikadına göre, kulların fiilleri¬ni Allah yaratır. Mutezile Mezhebi'ne göre İse, kul, fiillerini kendisi yaratır.
Fiillerin meydana gelmesinde, kulun da kud¬reti vardır. Ehl-i Sünnet İnancına göre, fiili mey¬dana getirmede, kulun kudreti müstakil değildir. Mûtezile'ye göre isa, müstakildir. Her iki mezhe¬be göre de, fiili meydana getiren kulun kudretini Allah yaratmıştır.
Bu meselede, üzerinde çok münakaşa edilmiş olan husus şudur: «Fiili meydana getiren ve Al¬lah'ın yaratmış olduğu kulun kudreti, fiil ile be¬raber midir? Fiilden sonra mıdır? Yoksa fiilden evvel midir?» [139]

Ehl-İ Sünnct'in Görüşü :

Kudret, kuvvet, güç ve takat mânâlarına ge¬len «istitâat», bir sıfattır ki; Allah (C.C.) bu sıfa¬tı, inran bir işi yapmayı kasdettiği anda — bu işi yapmak için gereken âbtler ve sebepler de salim ve tam olunca— yaratır. İnsan, «hayır» fiilini yapmayı kasdedince; Allah da hayır kudretini yaratır; «şer» fiilini kasdedince de; Allah şer kudre¬tini yaratır.
İşte bu kudret, fiil İle beraberdir. Allah (C.C.) tarafından, kul için, fiil İle beraber olarak yaratı¬lır. Fiilden evvel olamaz. Zira, fiilden evvel olsa idi; bir şey yapmak istediğinde, kulun Allah'a ih¬tiyacı olmaması gerekirdi. Bu halde ise, Mûtezllenin dediği gibi, kul, fiilinin halikı olurdu. Bu kud¬ret, fiilden sonra da olamaz. Zira, kudrst olmadan fiilin hasıl olması gerekir. Bu ise, muhaldir. Ceb¬riye Mezhebi, bu görüşü savunur.
Netice olarak; istitâat, kul için bir sıfattır ve bu kudret; kul, irade-i cüz'iyyesini sarfettiğl anda hasıl olur. Bu ise, dört kademede meydana gelir:
1. İrade-i külliye ki; bu iradenin kendisinde, takdir edilmiş şeylerin her birisine taalluk etm3 salâhiyeti vardır.
2. Bundan sonra, fiilin mevcudiyeti için şart olan bütün sebeplerin selâmeti gerekir.
3. Daha fonra kul; irade-i külliyesini belirli bir fiile sarfsder ki; bu sarf, irade-i cüzMyyedir.
4. Bundan sonra da, kulun, irade-i cüz'iyyesi¬ni fiile sarfı ânında Allah (C.C), fiil ile beraber, kulda kudret yaratır. Bu son sarf, Allah'ın, kulda kudreti yaratmasına sebeptir.
Kudretin aslını isbat, Cebriyye'yi; kudretin fiil ile beraber olduğunu isbat ise Mûtezib'yİ yı¬kar. [140]

Mütezile'nin Görüşü :

Bunlara göre; kula kudret, fiilden evvel ve-rilir. İnsan, bîr işe teşebbüs etmeden evvel do, o işi yapacak kudret kendisinde mevcuttur. Kul, bütün işlerini kendisinde mevcut olan bu kudret ile yapar ve yaratır. Kulun, iş ânında, Allah'ın kudretine ihtiyacı yoktur. Allah'ın da, o işte dahi yoktur.
Bunların en kuvvetli delili şudur: Teklif, ya¬ni emir ve yasaklar, fiillerden evvel hasıl olur. Meselâ; kâfir, iman etmekle mükelleftir. Namazı terkeden bir kimse de, vakit girdikten sonra na¬maz kılmakla mükellaftir. Eğer kudret, fiilden ev¬vel olmasa idi, âcize, kudret ve takati olmayan şey teklif edilmiş olurdu. Bu ise, batıldır. Bu hale göre; namaz fiilinden evvel, namaz kılma kudreti olmazsa; «namaz kıl» teklifi doğru olmaz.
Ehl-i Sünnüt'in, bu görüşe cevabı şudur: İs-titâat iki mânâda kullanılır:
1. Yukarıda boyan edildiği gibi, fiil ile bera¬ber olan kudret mânâsında. Bu istitâat, fiilden ne önce, ne de sonradır. Fiil île beraberdir ve fiilin müessiridir. İhtiyarî fiiller, bu istitâat ile meyda^ na gelirler.
2. İstitâat; hisler ve azalar gibi sebeplerin, âletlerin ve insan uzuvlarının selâmeti mânâsında da kullanılır. Emir ve nehiylerle Allah'ın teklifi, bu mânâya gelen istitâat üzerinedir. Bu hakte acizlik de gerekmez. Şu âyet-i kerime de, buna işaret etmektedir:
«Ona bir yol bulabilenlerin (gücü yetenlerin) Bey¬ti hncc (ve ziyaret) etmesi. Allah'ın İnsanlar üzerin¬de bir hakkıdır...» [141]
Netice şudur ki, âdet ve sebeplerin salim ol¬ması mânâsına gelen ve önceden kulda mevcut olan istitâat, teklifin, yani emir ve nehiylerin verilmesinin sıhhati içindir. Fiil ile beraber olan İs¬titâat isa, kulun sevaba veya azaba müstehak olmasının sebebidir. [142]

Dalalet Ve Hidayet

Allahü Teâlâ, dilediği kimseyi sapıklıkta; dilediği kimseyi hidayet¬te kılar.»
Allah hidayet ve sapıklığı halkeder, insan da kazanır. Kul, kurtuluşu veya sapıklığı seçer. Al¬lah da onu halkeder.
«Allah kul için, sadece hayırlı olanı yaratmalıydı denemez.» [143]

Günahlar, Ve Allah'ın Affı

«Allahü Teâlâ, kendisine koşanı afetnıez.»
Bugün, türlü maskeler altında, insanlar Al¬lah'a şirk koşmağa teşvik -odiliyor. Materyalistler maddeyi, rasyonalistler aklı; natüralistler (tabiiy-yûn) tabiatı; şehvetperestler şehveti (seksi) ve ne¬fislerini; sapık mistik telâkkiler insanı; bazı siya¬sî görüşler, bir milletin tamamını veya bir sınıfı yahut da bir azınlığı, hâkimiyetin menşei sayarak ilâhlaştmyorlar. Ve Allah'a, zaMnda, sıfatlarında ve fiillerinde ortaklar koşuyorlar. Allah, hangi şe¬kilde'olursa olfun, kendisinden başka Allah kabul edeni, yani müsriği affetmez.
Şirkten başka, dilediği kimsele¬rin, büyük veya küçük günahlarını affeder.
Helâl olarak kabul edilmediği takidrde, Allah dilerse, büyük güna¬hı da affeder.»
Büyük günahı helâl kabul etmek ise küfürdür. Küçük günahları helâl sayan da kâfir olur. [144]

Rızık Meselesi

«Haram edilmiş şeyler de nzıktır.»
Rızık Cenâb-ı Allah'ın canlılara yemeleri için, verdiği her şeydir.
Bir şeyin nzık olması, onun haramlık vasfını kaldırmaz. «Allah, insanı rızıklandırdığına göre, Allah'ın insana nzık olarak verdiği bizatihi haram olan (şarap veya domuz eti gibi) şeyler, haram değildir» demek küfürdür.
«Helâl olsun, haram olsun; her¬kes kendi rızkını yer. Bir insanın kendi rızkım yememesi, veya baş¬kasının onun rızkını yemesi tasav¬vur edilemez.
Allah'ın, bir mahlûk için, tayin ettiği şeyi, başkasının yemesi imkânsızdır. [145]
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
gespenst

avatar

Mesaj Sayısı : 588
Kayıt tarihi : 24/06/10
Nerden : ANKARA

MesajKonu: Geri: ALLAHA C.C. İMAN   C.tesi Haz. 26, 2010 4:13 pm

[80] Ömer Nesefi, İslam İnancının Temelleri Akaid, Bayrak Yayınları: 79-81.
[81] Yasin Sûresi, âyet. 82.
[82] Es-Saffat Sûresi, âyet. 96.
[83] Ez-Zümer Sûresi, âyet. 7.
[84] Ömer Nesefi, İslam İnancının Temelleri Akaid, Bayrak Yayınları: 81-83.
[85] Ömer Nesefi, İslam İnancının Temelleri Akaid, Bayrak Yayınları: 83.
[86] Ömer Nesefi, İslam İnancının Temelleri Akaid, Bayrak Yayınları: 83.
[87] Saadeddin Teftazanî. Şerhü'l-Mekasıd. C. II, îst. 1305. s. 111.
[88] Ömer Nesefi, İslam İnancının Temelleri Akaid, Bayrak Yayınları: 84.
[89] Ömer Nesefi, İslam İnancının Temelleri Akaid, Bayrak Yayınları: 84.
[90] Ömer Nesefi, İslam İnancının Temelleri Akaid, Bayrak Yayınları: 84.
[91] El-A'raf Süresi, ayet. 143.
[92] Teftazanî. a.g.c, C. II, s. 111-114; Seyyid Şerif Cür-canî, Şerhü'LMevakıf. C. II, İst. 1331, s. 368, 370.
[93] Ömer Nesefi, İslam İnancının Temelleri Akaid, Bayrak Yayınları: 85-86.
[94] Hızır Bey,Ntmiyye, İst., 1291, Beyit. 28.
[95] Ebu'l-Hasen Siracüddin b. Osman, Bed'u'UEmall. 1010, Beyit, 20-21.
[96] Aliyyülkarî, Şerhül-Eman. İst. 1010. s. 14.
[97] İbnü'ULekkanî, Ccvhcrctü't - Tevhıd Haşiyesi.
[98] Ömer Nesefi, İslam İnancının Temelleri Akaid, Bayrak Yayınları: 86-87.
[99] El-Kıyame Sûresi, âyet. 22-23.
[100] Buharî. 9/15; Müslim. 5/37; Ebû Davud. 34/20; Tİr-mizi, 36/15; İbnü Macc, Mukaddime.
[101] Teftazanî, a.g.c-, C. I., s. 116.
Ömer Nesefi, İslam İnancının Temelleri Akaid, Bayrak Yayınları: 87-88.
[102] Cürcanî, a.g.e., C. II, s. 368.
[103] Ramazan Efendi, a.g.e.. S. 179.
[104] Harputî. a.g.e., s. 280.
[105] îbnü-1-Bezzazi'I-Kerderî, Fetevayt Bezzaziye. C. III, Mısır, 1310, s. 356-357.
[106] EI-Hac Recep b. Ahmed El-Vesiletü'LAhmedİyye Ve'z-Zeriatü's-Sermadiyyc Fî Şerhit Tarikati'UMu-hammediyye C. I, îst. 1326, s. 214-216.
Ömer Nesefi, İslam İnancının Temelleri Akaid, Bayrak Yayınları: 88-90.
[107] Cürcanî, a.g.e., C. II, s. 368.
[108] Ömer Nesefi, İslam İnancının Temelleri Akaid, Bayrak Yayınları: 90.
[109] Taftazanî Şerhü'l-Akaid. îst., 1308, s. 120; Teftazanî. Çerhü'l-Mekastd. s. 123.
[110] Îbrahimü'l-Beycurî, Ttıhfetü'l-Mürid Alâ Cevhereti't Tevhİd. îst, 1326, s. 61-62.
Ömer Nesefi, İslam İnancının Temelleri Akaid, Bayrak Yayınları:91.
[111] Ramazan Efendi Şerhü'UAkaid Haşiyesi, îst. 1308. s. 178-179; Abdüliatif Harputî, Tenkihu't-Kelâm Fi Akaidi Ehli'l-tslâm. İst., 1327. s. 279.
[112] Ömer Nesefi, İslam İnancının Temelleri Akaid, Bayrak Yayınları: 92.
[113] Müslim. C. I, s. 158.
[114] Et-Tekvir Sûresi, âyet. 23.
[115] En'am Sûresi, ayet. 103.
[116] Eş-Şûra Süresi, âvet. 51.
[117] Müslim. C. II, s. 159.
[118] Buhari C. VI. s. 50; Müslim. C. I. s. 161.
[119] Aliyyülkarî, Şerhü'ş-Şİfa. C. 1, ist. 1307, s. 418.
Ömer Nesefi, İslam İnancının Temelleri Akaid, Bayrak Yayınları: 92-94.
[120] Ez-Zümer Sûresi, âyet. 62.
[121] Es-Saffat Sûresi âyet. 96.
[122] El-Vakıa Süresi, âyet. 24.
[123] Kehf Sûresi âyet. 29.
[124] Ez-Zümer Sûresi, âyet. 7.
[125] Ömer Nesefi, İslam İnancının Temelleri Akaid, Bayrak Yayınları: 94-96.
[126] Ömer Nesefi, İslam İnancının Temelleri Akaid, Bayrak Yayınları: 96.
[127] Ömer Nesefi, İslam İnancının Temelleri Akaid, Bayrak Yayınları: 96.
[128] Ömer Nesefi, İslam İnancının Temelleri Akaid, Bayrak Yayınları: 96.
[129] Ömer Nesefi, İslam İnancının Temelleri Akaid, Bayrak Yayınları: 97.
[130] Ömer Nesefi, İslam İnancının Temelleri Akaid, Bayrak Yayınları: 97.
[131] Ömer Nesefi, İslam İnancının Temelleri Akaid, Bayrak Yayınları: 97.
[132] Harputî, a.g.e., s. 296.
[133] A.g.e., s. 296.
[134] Bunu, Allah'ın iradesi olan «Irade-İ Külliye» ile karıştırmamalıdır.
[135] Ömer Nesefi, İslam İnancının Temelleri Akaid, Bayrak Yayınları: 97.
[136] Ömer Nesefi, İslam İnancının Temelleri Akaid, Bayrak Yayınları: 100.
[137] Ömer Nesefi, İslam İnancının Temelleri Akaid, Bayrak Yayınları: 100.
[138] El-Bakara Sûresi. Ayet. 286.
[139] Ömer Nesefi, İslam İnancının Temelleri Akaid, Bayrak Yayınları: 100-102.
[140] Ömer Nesefi, İslam İnancının Temelleri Akaid, Bayrak Yayınları: 102-103.
[141] Al-i İmran Sûresi, âyet. 97. 104.
[142] Ömer Nesefi, İslam İnancının Temelleri Akaid, Bayrak Yayınları: 103-105.
[143] Ömer Nesefi, İslam İnancının Temelleri Akaid, Bayrak Yayınları: 105.
[144] Ömer Nesefi, İslam İnancının Temelleri Akaid, Bayrak Yayınları: 105-106.
[145] Ömer Nesefi, İslam İnancının Temelleri Akaid, Bayrak Yayınları: 106.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
ALLAHA C.C. İMAN
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
buharalıbilvanisli.com :: İmanın Şartları :: Allaha (c.c) İman-
Buraya geçin: