buharalıbilvanisli.com

Sofilerin Buluşma Noktası Buhara
AnasayfaAnasayfa  TakvimTakvim  GaleriGaleri  SSSSSS  AramaArama  Üye ListesiÜye Listesi  Kullanıcı GruplarıKullanıcı Grupları  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  
buharalıbilvanisli.com Son Konular
KonuYazanGönderme Tarihi
Salı Şub. 08, 2011 11:13 am
Cuma Ocak 28, 2011 9:56 am
» ykmz
Salı Ocak 11, 2011 10:43 pm
» ykmz
Salı Ocak 11, 2011 10:41 pm
Çarş. Ocak 05, 2011 8:01 am
Çarş. Ocak 05, 2011 7:57 am
Çarş. Ocak 05, 2011 7:40 am
Salı Ocak 04, 2011 6:58 pm
Salı Ocak 04, 2011 6:32 pm
Salı Ocak 04, 2011 6:32 pm
Salı Ocak 04, 2011 9:37 am
Ptsi Ocak 03, 2011 7:15 pm
Ptsi Ocak 03, 2011 7:02 pm
Ptsi Ocak 03, 2011 6:55 pm
Ptsi Ocak 03, 2011 6:43 pm
Ptsi Ocak 03, 2011 6:27 pm
Perş. Ara. 30, 2010 10:23 am
Perş. Ara. 30, 2010 8:27 am
Paz Ara. 26, 2010 2:53 pm
Paz Ara. 26, 2010 2:43 pm
Cuma Ara. 24, 2010 8:11 pm
Cuma Ara. 24, 2010 1:34 pm
Cuma Ara. 24, 2010 8:50 am
Perş. Ara. 23, 2010 1:19 pm
Perş. Ara. 23, 2010 8:12 am

Paylaş | 
 

 Ahmed B. Hanbel'in Hadîs Rîvayetîne Ve Fetva Vermeye Başlayışı

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
gespenst

avatar

Mesaj Sayısı : 588
Kayıt tarihi : 24/06/10
Nerden : ANKARA

MesajKonu: Ahmed B. Hanbel'in Hadîs Rîvayetîne Ve Fetva Vermeye Başlayışı   Paz Haz. 27, 2010 10:41 am

Ahmed B. Hanbel'in Hadîs Rîvayetîne Ve Fetva Vermeye Başlayışı

Ahmed b. Hanbel, hadîsi, bütün muhaddislerden tahsil etmiş; Bağdad, Basra, Küfe, Mekke ve Medine ile yetinmemiş, Yemen'e da¬hi gitmiştir. Hattâ üstadı Şafiî'nin ardından Mısır.a da gitmeye ni¬yetlenmiştir. Hadis ilmine sahip olan kimi işitmişse, gidip ondan ha¬dîs rivayet etmiştir.
O, yalnız rvayet ilmiyle iktifa etmemiştir. Rivayet ilmi, onu de¬rin bir fıkha ulaştırmıştır. Esasen ilk tahsil çağında fıkha karşı bir Cinsiyet kazanmış, din ile ilgili olan çeşitli ilimleri öğrenmiş ve bun¬ların bâzısında oldukça derinleşmiştir. Bilhassa Kitab ve Sünnetle ilgili rivayet ve fıkıh üzerinde ihtisas sahibi olmuştur.
Böyle bir ilim adamının artık aldıklarım verme, yazdıklarını başkalarına yazdırma ve öğretme zamanı gelmişti. Fakat O, hadîs rivayetine ve fetva vermeye ancak kırk yadına ulaştıktan sonra baş¬lamıştır. Acaba O, bu durumda Uz. Peygamber'e mi uyuyordu? Çün¬kü Peygamber (S.A.V.), ancak kırk yaşından sonra Peygamber ola¬rak vazifelendirilmişti. Gerçekten insan kırk yaşma ulaştığı zaman, tam olgunluk çağma gelmiş olur, nefsî arzular bu çağda azalır, akıl ve irade yükselir. Ebu Hanîfe de, fetva vermeye ancak kırk yaşında başlamıştır.
Ahmed b. Hanbel, bizi yukarıdaki soruya cevap aramaktan kur¬tarmıştır. Çünkü bu soru, kendisine de sorulmuş, o da; «Hocaları hayatta iken hadîs rivayet etmediğini» söylemiştir. Bir çağdaşı, ken¬disine, Abdurrazzâk'tan rivayet ettiği hadîsleri yazdırmasını söyle¬diğini, Ahmed b. Hanbel'in de, Abdurrazzâk sağ olduğu için bundan kaçındığını anlatır. Bu ifadelerde Ahmed b. Hanbel'in, niçin 204 H. yılından sonra hadîs rivayetine ve fetva vermeye başlamış olduğu¬nu gösteren açık bir delil mevcuttur. Çünkü bu tarihte, İmam Şafiî Mısır'da ölmüştü. Böyle bir izahı, tarihî olaylar da desteklemekte¬dir.
Burada söylemeliyiz ki Ahmed b. Hanbel, hadîs rivayetine ve fetvâ vermeye başladıktan sonra, hadîs ve fetva konusunda başvurulan bir kaynak olmuştur. Bu demek değildir ki, kendisine daha önce sünnetle ilgili bir soru sorulduğu zaman O cevap vermezdi. Zira, ilmi ketmetmek caiz değildir. Din; irşâd etmeyi, başkalarının bilme¬diklerini öğretmeyi ve Peygamber'in hadislerini yaymayı emreder. Ahmed b. Hanbel'in 198 H. yılında 34 yaşında iken Mescid-i Hayfda [13] kendisine sorulan bir meseleye fetva verdiği rivayet edilmiş¬tir.
Buna göre Ahmed b. Hanbel'in, kırk yaşına varmadan önce de, mecbur olduğu zaman fetva verdiğini söyleyebiliriz. Çünkü zaru¬ret, onu bazan bu işe zorluyordu. Ancak kendisine ilim tahsili için gelen talebelerine ders vermeye kırk yaşına değdikten sonra başla¬mış ve Peygamber'in Sünnetine uyarak kırk yaşından sonra irşâd ve fetva verme işini üzerine almayı bir vazife bilerek, mevcut boş¬luğu doldurmaya karar vermiştir.
Ahmed b. Hanbel'in iffet, nezahet ve takvası, insanlar arasında yayılmıştı. Herkes ona fıkıh -ve hadîs rivayeti için başvuruyordu. O da, bunlara mescidde cevap vermek zorunda kaldı. Şöhreti de, bu¬nun üzerine gittikçe artmaya başladı. Bundan sonra Ahmed b. Hanbel, ileride açıklayacağımız ve onun nefsini olgunlaştıran sabır ve metanetinin derecesini gösteren mihnetlere uğramıştır. Fakat, bu mihnetler onu daha çok yükseltmiş, Allah ve insanlar katında de¬ğerini daha çok artırmış ve halka onu daha iyi tanıtmış, halk da onun adını dört yana yaymıştır. O, Allah yolunda insanlara karşı tevazu' gösterdikçe yüceliyordu.
Adının ilim, zühd ve takva ile birlikte yayılışı, dersinde izdiha¬ma sebep oldu. Bâzılarının rivayetine göre, onun dersini dinleyen-' lerin sayısı beşbin civarında idi. Bunlardan beşyüz kadarı dinledik¬lerini yazıyorlardı. Biz, bu kadar talebenin onun dersinde hazır bu¬lunduğunu teslim edemeyiz. Fakat, buna yakın bir miktarda oldu¬ğunu söyleyebiliriz. Yahut, talebelerinin sayısı çok kabarıktı, diye¬biliriz. Çünkü «Bin» kelimesi şüphesiz «pekçok» mânâsına da kullanılır. Ahmed b. Hanbel'in derslerini dinleyenlerin sayısı zikredilen sayının yansına, hattâ beştebirine dahi indirilse, yine de azımsanamaz ve onun Bağdad'taki mevkiini ve İslâm ülkelerinden kendisine tahsil için gelenlerin çokluğunu gösterir.
Ahmed b. Hanbel'den ders alanların ve işittiklerini yazanların çokluğu, ondan hadîs ve sünnet rivayet edenlerle onun fıkhını nak¬ledenlerin çokluğunu gösterir.
Burada söylememiz gerekir ki, Ahmed b. Hanbel, faziletli mut¬taki; zühd, sabır ve metanet sahibi idi. Yukarıda dediğimiz gibi, in¬sanlar, O'nu, bu meziyetlerinden dolayı dinlemek istiyorlardı. Şüp¬hesiz onu dinlemek için gelenlerin hepsi ilim tahsil eden talebe de¬ğildi. Bir kısmı, Ahmed b. Hanbel'in meclisine, onu sevdikleri ve say¬dıkları için geliyorlardı. Bir kısmı da, onun yaşayışına göre yaşa¬mak, onu tanımak, ahlâk, edep ve irşadından faydalanmak için ge¬liyorlardı. Îbnul-Cevzî'nin Menakıbu'1-İmam Ahmed b. Hanbel ad¬lı eserinde onun bir çağdaşından şöyle rivayet edilir: «Ebu Abdillah (Ahmed b. Hanbel)'e oniki.sene gelip gittim, o çocuklarına el-Müsned'i okuturdu. Ondan bir tek hadîs yazmadım, ancak ona ah¬lâk ve irşadı için gelirdim.»
Öyle anlaşılıyor ki, onun iki türlü meclisi (ders halkası) vardı:
1 — Çocuklarıyla özel talebelerine hadîs anlatmak için evinde¬ki meclisi.
2 — Hem talebelerinin, hem de halktan istiyenlerin hazır bu¬lunduğu mescid'deki meclisi. Ahmed b. Hanbel'den hadîs yazan ta¬lebelerinin sayısı, mescid'de dersini dinliyenlerin ondabiri kadardı.
Zehebî, Ahmed b. Hanbeî'in mescid'deki derslerinin ikindiden sonra olduğunu söyler. Ebu Hanîfe'nin Küfe mescidindeki dersi de böyle idi. Çünkü ikindiden sonraki vakit, insanın dinlenmiş olduğu, ruhun safa bulduğu ve hayat meşgalelerinden kurtulduğu bir vakit¬tir. Hadîs ve fetva bu vakitte anlatılırken, ruhlar dinlenmiş ve öğ¬renmeye hazırlanmış bir vaziyettedir. Yorgun ve bıkkın değildir. însanlar ruhî bakımdan hazır bulundukları zaman, dersin tesiri daha büyük ve daha derin olur.
Ahmed b. Hanbel'in derslerinde, dinleyicilerin ruhunda güzel bir tesir bırakan şu üç husus dikkati çekiyordu:
1 — Onun meclisine vakar, ciddiyet, tevazu ve ruhî hUzur hâ¬kim idi. Kendisi şaka ve alay eüneyi sevmezdi. Çünkü ciddî olmak gereken bir yerde şaka etmek, akıl kıtlığından ileri gelir. Böyle bir durumda alay etmek, saçmalıktır. Dersinde hazır bulunanlar bu du¬rumu gözönünde tutarlar ve onun meclisinde, ders vermiyor olsa dahi, şakalaşmazlardı. Ebu Nuaym, Halef b. Sâlim'den şöyle rivayet etmiştir: «Biz, Yezid b. Harun'un meclisinde idik, Yezid şaka yap¬tığı için Ahmed b. Hanbel kalkıp gitti. Yezid bunun üzerine eliyle
alnına vurdu ve Ahmed'in burada olduğunu bana bildirseniz ya! Tâ ki şaka yapmıyayım, dedi.» [14]
2 — Ahmed b. Hanbel, dersinde ancak hadîsleri rivayet etme¬si istendiği zaman anlatırdı. Böylece hadîs rivayetine rağbet artı¬yordu. O, bir hadis rivayet edeceği zaman kendi yazdığı kitaplardan rivayet ederdi. Râvîlerden almış olduğu hadîsleri anlatırken yanhş olur korkusuyla hafızasına asla itimad etmezdi. Peygamber'in söy¬lemediği şeyi rivayet etmemek için mecbur kalmadıkça ve hadîsin metninden emin olmadıkça ezberden hadîs rivayet etmezdi. Öyle ki talebeleri, kitab'a başvurmaksızın okuttuğu hadîsleri saymışlar ve bunların yüz adedi aşmadığını görmüşlerdir.
Zehebi'nin Tarih'inde, Ahmed b. Hanbel'in talebesi Mervezî'den şöyle rivayet edilir: «Herhangi bir mecliste hiçbir fakir görmedim ki o, Ebu Abdillah (Ahmed b. Hanbel)'in meclisindeki gibi kıymetli olsun. Ahmed b. Hanbel, tamamen fakirlerle ilgilenirdi- Dünya ehli ile ilgilenmezdi. Aceleci değildi. Çok mütevazı idi. Vakar ve ciddi¬yet sahibi idi. İkindiden sonra dersine oturur ve kendisine birşey so¬rulmadıkça konuşmazdı.» [15]
3 — Ahmed b. .Hanbel, ancak hadîslerin yazılmasına müsaade ederdi. Hattâ hadîs rivayet ve nakli için îslâm memleketlerinde do¬laşırken kendi nefsini mecbur ettiği gibi, hadîsleri yazmaya talebe¬lerini de mecbur ederdi.
Verdiği fetvalara gelince, bunların yazılıp nakledilmesini men¬ederdi. Ona göre yazılmayı icabeden din ilmi, ancak Kitab ve Sün¬nettir. Bundan başkası yazılmaz. İşte fetvalarının yazılmasını bu se¬beple menederdi. Birisi kendisine, Irak fakîhlerinden re'y taraftar¬larının kitapları yazılabilir mi? diye sordu. Ahmed b. Hanbel, hayzr, dedi. Soran kimse; İbnu'l-Mübârek onları yazmıştır, deyince, Ahmed b. HanbeŞ; «Îbnu'l-Mübârek gökten inmedi, biz ilmi yukardan almak¬la emrolunduk.» dedi. Hattâ O, muhaddisleri Şafiî'nin kitaplarını yazmaktan bile menederdi. Halbuki O, îmam Şafiî'ye hocası naza¬rıyla bakar ve gönlünde ona büyük bir yer verirdi. Ahmed b. Han-bel'e göre Kitab ve Sünnetten başka din ilmi konusunda yazılarak gelecek nesillere nakledilmeye lâyık bir şey yoktur. Çünkü, ilim adamlarının sözleri zamanlarına ait olup çağlarına mahsus olan müşkillerin hallinden ibarettir. Bunların gelecek nesillere intikalinde bir faide yoktur. Yazılması da önemli değildir. İnsanlara İntikali gereken şey, Kur'ân ilmiyle Peygamber, Sahâbiler ve Tabiîlerin il¬midir. Yalnız bu ilimlerin saf bir şekilde intikali gerekir. Âlimleri ve kişileri isimlerine göre taklit etmek gerekmez.
Fakat, bu konuda çok ileri gitmiş olan Ahmed b. Hanbel'i Al¬lah, istemediği bir şeye mâruz bırakmıştır. Yâni talebeleri, kendi¬sinden kocaman ciltler halinde kitaplar rivayet etmişlerdir.
Ahmed b. Hanbel, kendisinden öncekilerin meşgul olmadığı bir şeyle uğraşmamıştır. Kendisinden öncekiler Kitab ve Sünnet ilmi ile, fetva ile, Kitab ve Sünnet'ten faydalanarak müslümanlara dinî meselelerini öğretmekle uğraşmışlardır. Akidenin de kaynağı sade¬ce Kitab ve Sünnettir. Dolayısıyla Kitab ve Sünnet'tn bildirmiş ol¬duğu şeyler, inanılması gereken akideyi teşkil eder. Akîde veya di¬ğer İslâmî ilimlerin delil ve kaynağı, Allah'ın Kelâmı ile Resûlullâh'ın Sünnetidir. Sırf akıl yoluyla akideden bahsedilemez; elbette akî¬de nakil ile izah edilir ve bu konuda naklin dışına çıkılamaz. Ahmed b. Hanbel devrinde akaid konusunda çok söz ediliyordu. Fakat, Ki¬tab ve Sünnetin metoduna uyulmuyordu. Akîde ile ilgili cebr ve ih¬tiyar (irade) konusunda münakaşalara girişiliyordu. Allah'ın Kur'-ân'da zikredilen isimleri, Allah'ın sıfatları olup, zâtından ayrı mıdır, yoksa zâtının aynı mıdır? Allah'ın kelâm sıfatı var mıdır. Kur'ân ka¬dîm mi, yoksa mahlûk mudur? İşte kelâmcı (mütekellim) denilen âlimler bu gibi meseleler üzerinde tartışıyorlardı.
Ahmed b. Hanbel, bunların yaptığını yapmadı; derslerinde asla bunların sözlerinden bahsetmedi. Esasen O, bunları sapıklardan sa¬yardı. Bir kimse kendisine mektup yazarak, kelâmcüarla münazara hakkında sormuş, O da şu cevabı vermiştir:
«Allah, senin sonunu iyi eylesin. Bizim, işittiğimiz ve ulaştığı¬mız kimselerden gördüğümüze göre onlar kelâm konusundan hoş¬lanmıyordu, sapıklarla düşüp kalkmıyorlardı. Mesele, önünde so¬nunda Allah'ın Kitabına teslim olmak ve bundan öte gitmemektir. İnsanlar, kitap yazmaktan ve bidatçılarla düşüp kalkmaktan hoş¬lanmamaktadırlar. Böylece onlar, bid'atçüann din konusunda insa¬nın içerisine soktuğu şüpheleri reddediyorlardı.» [16]
İşte Ahmed b. Hanbel'in tuttuğu yol, böyle bir yol idi. Elbette onun bu tutumunu devrin Abbasî Hükümeti teşvik etmiyordu. Bu çağ da Abbasî Hükümetinin başında Abdullah el-Me'mun b. Harun el-Reşîd bulunuyordu. Bu Halîfe, kendisini mu'tezilî âlinılerden sa¬yıyordu. O Mu'tezile mezhebini desteklemek için münazaralar düzenliyor ve Kur’an’ın mahluk olup olmadığına dair mühaddislerden bir kımına bu görüşü kabul ettirmek için zor kullanmaya başlamıştı.Dâru-s-Selam (Bağda)ın İmamı Ahmed b. Hanbel de, işte bu yüzden işkenceye uğramıştır. [17]

[13] Mescid-i Hayf, Mekke'nin şarkmdaki dağlarda Arafat'a piden yolda Müzdetife ile Mekke arasında bulunan Mina'dadır. Selâhuddin Eyyubî tara¬fından ihya edilen bu mescid, Kölemen Sultanlarından Kayıtbay'ın em¬riyle yeniden inşâ edilmiş olup balen ma'mnrdar. Çeviren.
[14] Hilyetul-Evliyâ, c. IX, s. 169.
[15] Bak: Zehebi, Tercemetu Ahmed b. Hanbel. Bu faaltercemesî, Mektebetul-Marîf (Mısır) tarafından basılan Ahmed Şakir'in neşrettiği el-Mâsned'în baş tarafında yayımlanmıştır.
[16] Adı geçen eser.
[17] İslam’da Fıkhi Mezhepler Tarihi, Prof. Muhammed Ebu Zehra, Hisar Yayınevi: 2/371-376.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
Ahmed B. Hanbel'in Hadîs Rîvayetîne Ve Fetva Vermeye Başlayışı
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
buharalıbilvanisli.com :: Mezheplerimiz Ve Fıkıh Kaynakları :: Hanefi Mezhebi :: Şafii Mezhebi :: Maliki Mezhebi :: Hanbeli Mezhebi-
Buraya geçin: