buharalıbilvanisli.com

Sofilerin Buluşma Noktası Buhara
AnasayfaAnasayfa  TakvimTakvim  GaleriGaleri  SSSSSS  AramaArama  Üye ListesiÜye Listesi  Kullanıcı GruplarıKullanıcı Grupları  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  
buharalıbilvanisli.com Son Konular
KonuYazanGönderme Tarihi
Salı Şub. 08, 2011 11:13 am
Cuma Ocak 28, 2011 9:56 am
» ykmz
Salı Ocak 11, 2011 10:43 pm
» ykmz
Salı Ocak 11, 2011 10:41 pm
Çarş. Ocak 05, 2011 8:01 am
Çarş. Ocak 05, 2011 7:57 am
Çarş. Ocak 05, 2011 7:40 am
Salı Ocak 04, 2011 6:58 pm
Salı Ocak 04, 2011 6:32 pm
Salı Ocak 04, 2011 6:32 pm
Salı Ocak 04, 2011 9:37 am
Ptsi Ocak 03, 2011 7:15 pm
Ptsi Ocak 03, 2011 7:02 pm
Ptsi Ocak 03, 2011 6:55 pm
Ptsi Ocak 03, 2011 6:43 pm
Ptsi Ocak 03, 2011 6:27 pm
Perş. Ara. 30, 2010 10:23 am
Perş. Ara. 30, 2010 8:27 am
Paz Ara. 26, 2010 2:53 pm
Paz Ara. 26, 2010 2:43 pm
Cuma Ara. 24, 2010 8:11 pm
Cuma Ara. 24, 2010 1:34 pm
Cuma Ara. 24, 2010 8:50 am
Perş. Ara. 23, 2010 1:19 pm
Perş. Ara. 23, 2010 8:12 am

Paylaş | 
 

 Tevbe Etmek Günah Çıkarmakmadır

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
gespenst

avatar

Mesaj Sayısı : 588
Kayıt tarihi : 24/06/10
Nerden : ANKARA

MesajKonu: Tevbe Etmek Günah Çıkarmakmadır   Perş. Haz. 24, 2010 8:57 am

bismillahirrahmanirrahim
esselatu vesselamu aleyke ya resulallah

Allah-u Zülcelal ayet-i kerimede şöyle buyurmuştur: "Eğer siz bilmiyorsanız, zikir ehlinden sorun." (Nahl; 43)

Bazı insanlar, bir müridin mürşidine bazı meselelerini, kalbi hastalıklarını, hata ve günahlarını aktararak, bunların çareleri hakkında, ondan tavsiye almalarını, hıristiyanların papazlarına giderek "günah çıkarma" larına benzeterek, büyük bir cehalet ve dalâlet ile tasavvuf ehline itiraz etmekte ve saldırmaktadırlar.

Bu ayet-i kerimenin ışığında, bu iki konunun birbirinden ne kadar farklı olduğunu açıklamaya çalışacağız. Hıristiyanların kendi din adamları olan papazların yanına, hata ve günahlarının papaz tarafından affedilmesi niyeti ile gitmeleri ve günahlarını papaza anlattıkları zaman, papazın da "ben seni affettim" demesi düpedüz küfürdür. Günahları Allah-u Zülcelal'den başka kim affedebilir ki?

Oysa bir müridin, mürşidinin yanına gelip, manevi hastalıklarını, hata ve günahlarını aktardığı zaman, mürşidi ona bu hata ve günahlarından kurtulmanın çarelerini anlatıp tavsiyelerde bulunmaktadır. Tasavvuf ehlinin bu yapmış olduğuyla, hıristiyanların yapmış oldukları fiil arasında büyük bir fark vardır. Hıristiyanların yapmış olduğu bu işi, tasavvuf ehline denk tutmak, cehalet ve dalalettir, sapıklıktır.

Cahil olan bir kimsenin, kendini manevi hastalıklardan, hata ve günahlardan nasıl izale edeceğini tasavvuf büyüklerinden, zikir ehlinden sorup öğrenmesinin, nasıl bir yanlış tarafı olabilir? Bunda bir hata, bir şüphe aramak çok büyük bir cehaletin eseridir. Bu cahil kimseler, bir müridin mürşidine bir daha günaha düşmemek, hatalardan kendini muhafaza etmek için vermiş olduğu sözü, neden Ashab-ı Kiram Peygamber Efendimiz (SAV)'e hırsızlık yapmamak, zina yapmamak, içki içmemek gibi konularda mutabaat yapmalarına benzetmiyorlar da, hıristiyanlara benzetiyorlar. Açıkça anlaşılacağı üzere, bunların maksadı tasavvuf ehline dil uzatmaktır. Nasıl bir insan, birisine zehir verdiği zaman onu öldürürse, bunlar da bu fikirleri savunarak, İslam dinine ve mü'minlere zarar vermektedirler.

Tasavvuf ehlinin durumunu, hatalarını mürşidine aktarmasına, Sahabe-i Kiram'ın hayatlarından bir örnek vermemiz yerinde olur. Sahabe-i Kiram'dan Hanzala (R.A) şöyle buyurmuştur: "Bir gün Ebu Bekir (R.A) ile karşılaştım. Bana: “Nasılsın?” diye sordu. Ben de: “Hanzala münafık oldu.” dedim. “Ne diyorsun?” diyerek çok şaşırdı.

Dedim ki: "Biz Hz. Peygamber (S.A.V)'in yanında olduğumuz zaman, cenneti ve cehennemi sanki gözlerimizle görüyor gibi oluyoruz. Onun yanından ayrıldıktan sonra, evimizle, çocuklarımızla meşgul olduğumuzdan dolayı, o halleri yaşayamıyoruz.” 0 zaman Ebu Bekir (R.A), "Ben de öyleyim." dedi. Beraberce Hz. Peygamber (S.A.V)’in yanına gittik. Ben dedim ki: "Ya Rasulallah! Hanzala münafık oldu." Resulullah (S.A.V): “Neden öyle söylüyorsun?” buyurdu.

Ben: "Ya Rasulallah! Yanınızdayken cennet ve cehennemi görüyor gibi oluyoruz. Yanınızdan ayrılınca zevcelerimizle oynaşıyoruz ve işlerimizle uğraşıyoruz, çok unutuyoruz, bu hal bizden gidiyor."dedim. O zaman Peygamber Efendimiz (S.A.V):
"Nefsim elinde olan Allah'a yemin ederim ki eğer benim yanımda olduğunuz gibi, evinizde de o şekilde olsanız, melekler sizinle, yollarınızda ve yataklarınızda musafaha ederler. Fakat ya Hanzala! Bir saat öyle, bir saat böyle diye üç defa tekrar etti." (Buhari, İman:36, Müslim,Tevbe:12-13)
Hz. Huzeyfe (R.A): "Ben çocuklarımın arasında, kaba dil kullanan ve sert konuşan bir insan olduğum için Peygamber Efendimiz (S.A.V)'e: “Dilimin beni cehenneme koymasından korkuyorum.” dedim. Peygamber Efendimiz (S.A.V) şöyle buyurdu:
"Hani tevbe ve istiğfarın? Ben günde yüz kere istiğfar ederim." (Müslim, Ebu Davud)

Bu hadis-i şeriflerde de açıkça görülmektedir ki, Sahabe-i Kiram da Peygamber Efendimiz (S.A.V)'e hata ve günahlarını aktararak, bunlardan kurtulmanın çarelerini sormuşlardır.

Böyle olduğu halde, günümüzde insanların Peygamber Efendimiz (S.A.V)'in, hakiki varisleri olan mürşid-i kâmillere gelerek manevi hastalıklarının tedavisini öğrenmeleri, hata ve günahlarından kurtulmak için çare aramaları nasıl yanlış olabilir? Yanlışlıktan da öte, küfür ehlinin yaptıklarıyla nasıl denk tutulabilir?

Bunu dağda yaşayan cahil insanlar dahi söyleyemezken, siz nasıl böyle bir sapık düşüncenin içerisinde bulunabilir, imanınızı tehlikeye attığınız halde, doğruları savunduğunuzu iddia edebilirsiniz? Yoksa siz, Peygamber Efendimiz (S.A.V)'in:
"Müslümanı kötülemek ve sövmek fasıklık, savaşmak ise küfürdür." (Buhari, İman:36)
emrini inkâr mı ediyorsunuz?

Birtakım insanlar, bir müridin kalbi hastalıklarını, hata ve günahlarını mürşidine aktarmasını, bunların çaresini öğrenmesini; başka bir kişinin hata ve günahlarını arkadaşlarına gülerek, lezzet alarak, hatta istihza (alay) ederek aktarmalarını birbirine eş tutmaktadırlar. Halbuki müridin bu hallerini mürşidine anlatması ve bunları izale etmenin çarelerini araması, yapmış olduğu hata ve günahlardan pişmanlık duymasındandır. Yukarıda zikrettiğimiz hadis-i şeriflerdeki Sahabe-i Kiram'ın yaptıklarından farklı bir şey değildir.

Oysa bir kişinin arkadaşlarına kumar oynadığını, içki içtiğini, zina yaptığını aşikar olarak anlatması ve bundan bir lezzet duyması ve pişman olacağı yerde, hiçbir şey yapmamış gibi bu hata ve günahlarını alay ederek anlatmasının, tasavvuf ehlinin fiili ile hiçbir şekilde bağlantısı yoktur.

Allah-u Zülcelal ayet-i kerimede şöyle buyurmuştur:
“...Bana kulluk et; beni anmak için namaz kıl.” (Taha:14)
Allah-u Zulcelal'in böyle buyurmasının hikmeti, namazı huzurlu olarak kılmaktır. Namaz için abdest almak, tekbir almak, fatiha okumak, rüku ve secde yapmak, namazın gözle görünen kısımlarıdır.

Yani, şeriattır. İnsanın vücudu gibidir. Ancak, bu vücudu ayakta tutan bir de ruh vardır. Ruh olmadığı zaman sanki vücud da yok gibidir. İşte, namaz esnasında kalbin huzurlu olması da namazın ruhudur. Bu kalp huzuru olmadığı zaman, namaz da sanki hiç kılınmamış gibi olur. Bu da hakikattir. Şeriat ve hakikat aynı beden ve ruh gibi birbirinden ayrılmaz bütündür. Hatta bunların farklı şeyler olduğunu söylemek, ayrı tutmak zındıklıktır.


alıntı
allah razı olsun hazırlayandan S.M.K k.s.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
ŞaHa Meftun

avatar

Mesaj Sayısı : 139
Kayıt tarihi : 30/06/10
Nerden : Ankara

MesajKonu: Geri: Tevbe Etmek Günah Çıkarmakmadır   Perş. Eyl. 16, 2010 7:31 pm

"Oysa bir müridin, mürşidinin yanına gelip, manevi hastalıklarını, hata ve günahlarını aktardığı zaman, mürşidi ona bu hata ve günahlarından kurtulmanın çarelerini anlatıp tavsiyelerde bulunmaktadır. Tasavvuf ehlinin bu yapmış olduğuyla, hıristiyanların yapmış oldukları fiil arasında büyük bir fark vardır. Hıristiyanların yapmış olduğu bu işi, tasavvuf ehline denk tutmak, cehalet ve dalalettir, sapıklıktır.

Cahil olan bir kimsenin, kendini manevi hastalıklardan, hata ve günahlardan nasıl izale edeceğini tasavvuf büyüklerinden, zikir ehlinden sorup öğrenmesinin, nasıl bir yanlış tarafı olabilir? Bunda bir hata, bir şüphe aramak çok büyük bir cehaletin eseridir. Bu cahil kimseler, bir müridin mürşidine bir daha günaha düşmemek, hatalardan kendini muhafaza etmek için vermiş olduğu sözü, neden Ashab-ı Kiram Peygamber Efendimiz (SAV)'e hırsızlık yapmamak, zina yapmamak, içki içmemek gibi konularda mutabaat yapmalarına benzetmiyorlar da, hıristiyanlara benzetiyorlar. Açıkça anlaşılacağı üzere, bunların maksadı tasavvuf ehline dil uzatmaktır. Nasıl bir insan, birisine zehir verdiği zaman onu öldürürse, bunlar da bu fikirleri savunarak, İslam dinine ve mü'minlere zarar vermektedirler. "

ne kadar cahilane bir kıyas ...
Allah razı olsun kurban paylaşımın için...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
mümine sultan

avatar

Mesaj Sayısı : 67
Kayıt tarihi : 21/09/10

MesajKonu: Geri: Tevbe Etmek Günah Çıkarmakmadır   Çarş. Eyl. 22, 2010 11:47 am

"Oysa bir müridin, mürşidinin yanına gelip, manevi hastalıklarını, hata ve günahlarını aktardığı zaman, mürşidi ona bu hata ve günahlarından kurtulmanın çarelerini anlatıp tavsiyelerde bulunmaktadır. Tasavvuf ehlinin bu yapmış olduğuyla, hıristiyanların yapmış oldukları fiil arasında büyük bir fark vardır. Hıristiyanların yapmış olduğu bu işi, tasavvuf ehline denk tutmak, cehalet ve dalalettir, sapıklıktır.

bu yargıya varanlar bu yanlışa düşenler hüsrandadır...ALLAH c.c muhafaza etsin...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Sponsored content




MesajKonu: Geri: Tevbe Etmek Günah Çıkarmakmadır   

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Tevbe Etmek Günah Çıkarmakmadır
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
buharalıbilvanisli.com :: İslam Ahlakı ve Tasavvuf :: Nakşibendi :: Nakşibendi :: Kadiri ve Rufa-i :: Diğer Tarikatlar :: Tasavvuf Genel Konular-
Buraya geçin: