buharalıbilvanisli.com

Sofilerin Buluşma Noktası Buhara
AnasayfaAnasayfa  TakvimTakvim  GaleriGaleri  SSSSSS  AramaArama  Üye ListesiÜye Listesi  Kullanıcı GruplarıKullanıcı Grupları  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  
buharalıbilvanisli.com Son Konular
KonuYazanGönderme Tarihi
Salı Şub. 08, 2011 11:13 am
Cuma Ocak 28, 2011 9:56 am
» ykmz
Salı Ocak 11, 2011 10:43 pm
» ykmz
Salı Ocak 11, 2011 10:41 pm
Çarş. Ocak 05, 2011 8:01 am
Çarş. Ocak 05, 2011 7:57 am
Çarş. Ocak 05, 2011 7:40 am
Salı Ocak 04, 2011 6:58 pm
Salı Ocak 04, 2011 6:32 pm
Salı Ocak 04, 2011 6:32 pm
Salı Ocak 04, 2011 9:37 am
Ptsi Ocak 03, 2011 7:15 pm
Ptsi Ocak 03, 2011 7:02 pm
Ptsi Ocak 03, 2011 6:55 pm
Ptsi Ocak 03, 2011 6:43 pm
Ptsi Ocak 03, 2011 6:27 pm
Perş. Ara. 30, 2010 10:23 am
Perş. Ara. 30, 2010 8:27 am
Paz Ara. 26, 2010 2:53 pm
Paz Ara. 26, 2010 2:43 pm
Cuma Ara. 24, 2010 8:11 pm
Cuma Ara. 24, 2010 1:34 pm
Cuma Ara. 24, 2010 8:50 am
Perş. Ara. 23, 2010 1:19 pm
Perş. Ara. 23, 2010 8:12 am

Paylaş | 
 

 Tevbe Tasavvufun Çağrısıdır

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
gespenst

avatar

Mesaj Sayısı : 588
Kayıt tarihi : 24/06/10
Nerden : ANKARA

MesajKonu: Tevbe Tasavvufun Çağrısıdır   Perş. Haz. 24, 2010 10:51 am

Nasuh tevbesi demek; geçmişte işlenen günahlara pişmanlık duymak, derhal o günahlardan sıyrılıp çıkmak, bir daha da o gibi günahlara girmemeye de kesin kararlı olmaktır. Tevbe tüm hayırların anahtarıdır ve mü'minlerin kurtuluşu tevbededir. Allah-u Zülcelal ayet-i kerimede şöyle buyurmuştur:

"Ancak tevbe edip inanan ve salih amel işleyenler, işte Allah onların kötülüklerini iyiliklere çevirecektir. Allah çok bağışlayan ve çok esirgeyendir." (Furkan, 70)

Hasan-ı Basri'den (Rahmetullahi Aleyh) rivayet edildiğine göre, Allah-u Zülcelal şeytanı dergahından kovunca, şeytan Allah-u Zülcelal'e: "Ululuğun hakkı için, ademoğlunun ruhu cesedinden ayrılmadıkça, bende onu rahat bırakmam." dedi. Allah-u Zülcelal de şeytana şu cevabı verdi: "Ululuğum ve Yüceliğim hakkı için, ben de kulumun canı boğazına gelinceye kadar tevbe kapısını önünde açık tutarım."

Anlatıldığına göre, Allah-u Zülcelal Davud (Aleyhisselam)'a şöyle buyurmuştur: "Ey Davud! Benden yüz çevirenleri benim nasıl beklediğimi, günahları terk edip bana yönelenleri nasıl arzu ettiğimi bilseydiler, hemen bana yönelirlerdi. İşte benden yüz çevirenlere karşı muamelem budur. Bana yönelenlere karşı muamelemin nasıl olacağını sen düşün!"

Burada dikkat edilmesi gereken nokta şudur ki: Bilindiği gibi her baba çocuğunu aşık olmuşcasına sever. Bir çocuk aniden babasından yüz çevirip de kaçarsa, o şevkatli baba bir an önce çocuğunun evine dönmesini ister. Allah-u Zülcelal'in merhameti kulların merhametinden daha fazladır. Herkes kendisine sormalıdır? Bu kadar şevkat ve merhamet sahibi olan Rabbimiz'e, muhabbet beslemek, tevbe edip O'na layık bir kul olmaya çalışmak hak değil midir?

İnsan ne isterse Allah-u Zülcelal onu o kuluna veriyor. İnsanın tek çaresi hatalarını itiraf edip, merhametlilerin en merhametlisi olan Allah-u Zülcelal'e yönelmektir.
Allah-u Zülcelal'in kullarına dönük rahmetine ve esirgeyiciliğine bakın! O, ne kadar çok merhamet sahibidir. O kullarını affetmek için küçük bir bahane arıyor. Onun için her zaman tevbe ederek Allah'a yönelmeliyiz ve beş vakit namazı zamanında kılmaya gayret etmeliyiz. Çünkü Allah-u Zülcelal, beş vakit namazı, büyükleri dışında kalan tüm günahlardan arınma vesilesi kılmıştır.

Gerçekten eski insanlar bir defa Allah-u Zülcelal'e söz veriyorlardı ve bir daha sözlerinden dönmüyorlardı.

Hasan-ı Basri (Kudisallahu Sirruh) bir gün, arkadaşları ile yolda yürüyordu. Karşısına devlet erkanının çocuklarından biri çıktı, hizmetçileri ve yardımcıları da beraberinde idi. Kendisi de atın üstündeydi. Hasan-ı Basri yol ortasında durdu ve:

- Ey Emiroğlu, ben bir cümle satıyorum, alır mısın? dedi.

Emiroğlu: - Kaç dirhem gümüşe satıyorsun? diye sordu.

Hasan-ı Basri: - Bir dirhem gümüşe sattığım var, iki dirhem gümüşe sattığım var, dedi.

Emiroğlu: - Önce, bana bir dirhem gümüşe sattığın cümleyi söyle, dedi.

Bunun üzerine Hasan-ı Basri: - Ey Emiroğlu, senin evin var mı? diye sordu.

O da: - Var! dedi.

Hasan-ı Basri: - O evi sen mi yaptırdın, yoksa sana miras mı kaldı? diye sordu.

Emiroğlu: - Ben yaptırdım, diye cevap verdi.

Hasan-ı Basri: - Ne kadar sürede yaptırdın? diye sordu.

Emiroğlu: - Şu kadar sürede yaptırdım, dedi.

Hasan-ı Basri: - Neden daha kısa bir sürede yaptırmadın? diye sordu.

Emiroğlu: - O binanın taşını taşıyan eşeğe acıdım, bunun için de, kısa zamanda yapamadım, dedi.

Bunun üzerine Hasan-ı Basri: - Ey Emiroğlu, başkasının eşeğine acıyorsun. Ama günahların, masiyetin yükünü çeken nefsine acımıyorsun. Hem de günahlar, masiyetler dağlar, tepeler gibi yığılmış iken! dedi.

Hasan-ı Basri'nin bu sözü Emiroğluna tesir etti.

Hemen atından indi, Hasan-ı Basri'nin elini öptü ve: - Ya Şeyh, iki dirhem gümüşe sattığın cümleyi de bana söyle! dedi.

Bunun üzerine Hasan-ı Basri: - Nereye gidiyorsun? diye sordu.

Emiroğlu: - Kardeşlerle bir memurluk meselesi için devlet başkanının yanına gidiyorum, diye cevap verdi.

Hasan-ı Basri: - Haline bir bak ki, değerli elbiseler giymişsin. Güzel kokular sürünmüşsün ki; onlara karşı mahcup olmayasın. Halbuki, onlar da senin gibi bir insan! Yarın peygamberlerin, salih zatların yanına gittiğin zaman; bu kadar çok günahla, isyan kiri ile utanmayacak mısın? dedi.

Bu sözler Emiroğlu'na daha çok tesir etti. Hemen atını kölesine bağışladı. Bundan sonra Hasan-ı Basri'nin elini tutup tevbe ve biat etti. Ölünceye kadar ibadet ve taat işleri ile meşgul oldu.

İşte onlar tevbe ettikten sonra, bir daha aynı hatayı işlemiyorlardı. Allah-u Zülcelal'in merhametine sığınıp günaha dönmüyorlardı. Nitekim Allah-u Zülcelal ayet-i kerimede şöyle buyurmuştur:

"O, kullarının tövbesini kabul eden, kötülükleri bağışlayan ve yaptıklarınızı bilendir." (Şura: 25)

Abdullah İbn-i Mes'ud (Radıyallahu Anh)dan rivayet edildiğine göre, Hz. Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Hadis-i Şerif'te şöyle buyurmuştur:

"Günahından tevbe eden kimse hiç günah işlememiş gibidir." (İbn Mace)
Yani insan, anasından doğduğu zaman, nasıl günahsız ve tertemiz olarak dünyaya geliyorsa, günahından tevbe eden kimse de anasından yeni doğup, günahsız ve tertemiz dünyaya gelmiş gibi olur. Allah-u Zülcelal çok merhametlidir. Bizlere çok büyük bir nimet olarak tevbe kapısını açmıştır.

Anlatıldığına göre bir adam, bir gün pazara gidip bir hıristiyan köle satın alır ve İslam dininin güzelliğini köleye anlatır. Köle kelime-i şehadet getirerek müslüman olur. Sonra, hesap yapabilmesi için köleye rakamları öğretmeye çalışır. Adam "Bir" dediği zaman köle de "Bir" der. Adam "İki" dediği zaman, köle: "Hayır iki diyemem, ben Allah'a söz verdim. Çünkü ben Bir olan Allah'a secde ediyorum." diye karşılık verir. Kölenin efendisi de, köleyi Allah için azad eder.

İşte onların Allah'a bağlılıkları böyleydi. İnsan Allah-u Zülcelal'e karşı vermiş olduğu sözde durması lazımdır. Evet, Allah-u Zülcelal çok merhamet sahibidir. Allah'ın merhameti neredeyse o tarafa meyilli olalım.

Onun için Sahabiler, Hz. Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e: - Ya Rasulallah, Allah'ın velileri kimdir? diye sormuşlar, Hz. Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) de şöyle cevap vermiştir: - Görüldüklerinde Allah'ı hatırlatan kimselerdir. (İbn Mace, İbn Ebi'd-Dünya)

Çünkü evliyalar daima Allah-u Zülcelal'den bahsederler. Onun için her zaman iyi kişilerle beraber olup, onların sohbetlerine gitmek gereklidir.
Bir mürşid-i kamile:

- Sizin işiniz nedir, ne ile meşgulsünüz? diye sorduklarında:
- Bizim işimiz, çözmek ve bağlamaktır, cevabını vermiş, tekrar:
- Bağlamak ve çözmek ne demektir bizi aydınlatır mısınız? diye sorduklarında, şöyle cevap vermiştir:

- Biz, bize gelen kimselerin kalplerini dünyadan çözer, ahirete bağlarız.
İşte bu söz, çok doğru bir sözdür. Allah'a ulaşabilmek için bir Allah dostuna ihtiyaç vardır. İnsan ancak bir Allah dostu vasıtasıyla Allah'a ulaşabilir. Bu yolu takip etmek lazımdır, aksi halde Allah'a ulaşmak çok zor olur.

İnsan devamlı zikir ve sohbet meclislerine gittiği zaman, günahkar da olsa, Allah-u Zülcelal'in af ve mağfiretine mazhar olur. Nasıl, kar güneşin karşısında eriyorsa, günahlar da o şekilde eriyip yok olur.

Hz. Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:
"İyi insanla kötü insanın yanında oturanların hali, misk satanla demirci körüğü çekenin yanlarında oturanın hali gibidir. Miskçinin yanında oturursan ya sana misk verir veya satın alırsın, yahut onun güzel kokusundan faydalanırsın. Demirci körüğü çekene gelince, ya elbiseni yakar, yahut onun pis kokusundan rahatsız olursun." (Buhari, Müslim)

Evliyalarla, salih kimselerle beraber olan kişilerin Allah'a muhabbetleri artar. Marifetullah sahibi olurlar. İbadetler tatlı gelmeye başlar, günahlar ise onlar için çirkinleşir, iğrençleşir. Allah'ın aşkı, sevgisi kalplerine dolar. İnsan ibadetlerinde ne kadar kusurlu olduğunu, nefsinin ne kadar zelil olduğunu, Allah'ın azametine karşı kendi acizliğini anlar. İşte bunlar iyi kişilerle, evliyalarla beraber olmanın faydalarıdır.

Onun için insan Allah-u Zülcelal'in yolunda sapmadan doğru bir şekilde yürüyebilmek için daima iyi kişilerle birlikte olmalıdır. Böyle kimselerle beraber olmak hem Allah-u Zülcelal'i, hem Hz. Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'i hem de evliyaları razı eder.

Allah-u Zülcelal kendi fazlı ve keremi ile bizlere muamele etsin ve hepimize razı olacağı şekilde salih amel nasip etsin... (Amin)

Kaynak: İlim Meclisinden Sohbetler (S. Muhammed Konyevi)...allah razı olsun
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
Tevbe Tasavvufun Çağrısıdır
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
buharalıbilvanisli.com :: İslam Ahlakı ve Tasavvuf :: Nakşibendi :: Nakşibendi :: Kadiri ve Rufa-i :: Diğer Tarikatlar :: Tasavvuf Genel Konular-
Buraya geçin: