buharalıbilvanisli.com

Sofilerin Buluşma Noktası Buhara
 
AnasayfaAnasayfa  TakvimTakvim  GaleriGaleri  SSSSSS  AramaArama  Üye ListesiÜye Listesi  Kullanıcı GruplarıKullanıcı Grupları  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  
buharalıbilvanisli.com Son Konular
KonuYazanGönderme Tarihi
Salı Şub. 08, 2011 11:13 am
Cuma Ocak 28, 2011 9:56 am
» ykmz
Salı Ocak 11, 2011 10:43 pm
» ykmz
Salı Ocak 11, 2011 10:41 pm
Çarş. Ocak 05, 2011 8:01 am
Çarş. Ocak 05, 2011 7:57 am
Çarş. Ocak 05, 2011 7:40 am
Salı Ocak 04, 2011 6:58 pm
Salı Ocak 04, 2011 6:32 pm
Salı Ocak 04, 2011 6:32 pm
Salı Ocak 04, 2011 9:37 am
Ptsi Ocak 03, 2011 7:15 pm
Ptsi Ocak 03, 2011 7:02 pm
Ptsi Ocak 03, 2011 6:55 pm
Ptsi Ocak 03, 2011 6:43 pm
Ptsi Ocak 03, 2011 6:27 pm
Perş. Ara. 30, 2010 10:23 am
Perş. Ara. 30, 2010 8:27 am
Paz Ara. 26, 2010 2:53 pm
Paz Ara. 26, 2010 2:43 pm
Cuma Ara. 24, 2010 8:11 pm
Cuma Ara. 24, 2010 1:34 pm
Cuma Ara. 24, 2010 8:50 am
Perş. Ara. 23, 2010 1:19 pm
Perş. Ara. 23, 2010 8:12 am
Similar topics

    Paylaş | 
     

     Zalim Padişahla Fitneci Vezir

    Aşağa gitmek 
    YazarMesaj
    haydarı kerrar

    avatar

    Mesaj Sayısı : 355
    Kayıt tarihi : 02/07/10
    Nerden : ANKARA

    MesajKonu: Zalim Padişahla Fitneci Vezir   Salı Ağus. 24, 2010 10:24 am

    Zalim Padişahla Fitneci Vezir
    Eski zamanlarda yahudilerin zalim bir padişahı vardı. Hz. İsâ
    düşmanıydı. Hristiyanları çeşitli eziyetlerle yakar, yandırır
    ve öldürürdü.
    Şaşkın padişah, Musa ile İsâ'nın (a.s) ikisinin de Allah
    yolunda yürüyen peygamberler olduğunu bir türlü
    kabullenemiyordu.
    Bu padişahın kendisinden de kötü, düzenbaz, hilekâr ve fitneci
    bir veziri vardı. Hile yaparak akan suyu bile durdururdu.
    Bir gün padişaha, ''Padişahım, hıristayanlar canlarını
    kurtarmak için dinlerini gizliyorlar. Hem öldürmekle de
    bunlarla başa çıkılmaz'' dedi. Padişah, ''Söyle bakalım, bu
    Hıristiyanlığın yayılmasını ve hıristiyanların çoğalmasını
    nasıl engelleyeceğiz? Gizli ve açık dünyada hıristiyan
    kalmaması için gerekli tedbiri alalım'' dedi.
    Vezir bunun üzerine hile dolu planını anlattı.
    ''Padişahım! Güya bana kızarak, kulağımın ve elimin
    kesilmesini, burnumun ve dudağımın yarılmasını emredin. Sonra
    da beni idam etmek için dörtyol ağzında bir idam sehpası
    kurdurun. Tellâllar çıkartarak halkı toplayın. Son anda sizin
    kıramayacağınız biri benim affımı sizden istesin. Bunun
    üzerine siz de beni uzak bir yere sürgüne gönderin.
    Böyle yaparsan hıristiyanlar benden şüphelenmez. Ben de
    rahatlıkla aralarında fitne ve fesadımı yayarım. Gittiğim
    yerde onlara derim ki: .Ben gizlice hıristiyan olmuştum.
    Padişah bu sırrımı öğrendi. Bana bu zulmü yaptı. Eğer İsâ
    aleyhisselâmın mânevî yardımı yetişmeseydi Yahudiliğinden
    dolayı beni öldürecekti. Ben Hz. İsâ'nın uğruna canımı, başımı
    vermeyi canıma minnet sayarım. Onun dininin bütün bilgilerine
    sahibim. Hıristiyanlığın cahillerin elinde kalmış olması, bana
    büyük ıstırap veriyor. Üzülüyorum. Belimize Hıristiyanlığın
    kemerini bağladığımızdan beri, Yahudilik'ten kurtuldum.
    Allah'a ve İsâ'ya şükürler olsun. Bu hak dinin yol
    göstericisiyim. Ey insanlar, devir İsâ'nın devridir. Onun
    dininin emirlerini candan ve gönülden dinleyiniz diyerek
    vaazlarıma başlarım.''
    Padişah vezirin bu düzenini akıllıca buldu. Çok hoşuna gitti.
    Derhal istediklerini yerine getirdi. Veziri hıristiyanların
    çok olduğu bir bölgeye sürdü. Halk vezirin başına gelenlerden
    dolayı çok şaşırdı. Vezir sürüldüğü yerde halkı dine davete
    başladı.
    Hıristiyanlar azar azar onun çevresine toplandılar. Vezir
    onlara gizlice İncil'in, namazın sırlarını anlatıyordu.
    Görünüşte Hıristiyanlığın emirlerini anlatsa da anlattıkları
    hıristiyanları tuzağa çekmek için bir yemdi. İmansız vezir
    badem ezmesinin içinde sarımsak saklar gibi, din nasihatçiliği
    yapıyordu. Sözleri, içine zehir katılmış şeker şerbeti
    gibiydi. Gerçek hıristiyanlar, o sözlerin ardındaki acılığı
    hissediyorlar ama tam çözemiyorlardı.
    Cahil ve anlayışı az olan hıristiyanlar, gönüllerini hilekâr
    vezire tamamıyla kaptırmışlardı. Vezir Hz. İsâ'nın
    yeryüzündeki vekili, sözleri de boyunlarında birer halkaydı
    artık. Vezir, kısa zamanda bir emriyle ölüme gidecek kadar
    kendisine bağlı, yüz binlerce hıristiyanı etrafına topladı.
    Aradan tam altı sene geçti. Yapılan plan adım adım
    uygulanırken, padişahla vezir arasında gizlice haberleşmeler
    yapılıyordu. Padişah bu işi bir an önce bitirmesini isterken,
    vezir padişahtan biraz daha sabretmesini diliyordu.
    O dönemde, Hz. İsâ'nın kavminin başında yöneticilik yapan on
    iki emîr vardı. Bu emîrlerin hepsi de vezirin tuzağına düştü.
    Ona inanıyor ve güveniyorlardı. Onun için ölmeye bile
    hazırdılar. Samimiyetinden hiç şüphe etmiyorlardı.
    Vezir bu arada her emîr için Hıristiyanlığın ilkelerini
    anlatan on iki kitapçık hazırladı. Her kitapçık birbirinden
    ayrı hükümlerle doluydu. Dinin emir ve yasakları birbirini
    tutmuyordu.
    Kitapçığın birinde riyâzet ve açlığın tövbenin esası, Allah'a
    dönüşün şartı olarak bildirilirken, diğerinde açlığın insana
    bir fayda getirmeyeceği yazılıydı. O kitaba göre cömertlik
    Allah'ı bulmak için yeterliydi.
    Bir diğer kitapta aç kalmanın da cömertliğin de Allah'a şirk
    koşmak olduğu ifade ediliyordu. O kitaba göre de her şeyin
    başı Allah'a tevekkül ve teslimiyetti.
    Bir başka kitapçıkta da diğer kitapçıktaki belirtilen
    düşüncenin tamamen zıddına, kulun yapması gereken şeyin hizmet
    ve ibadet olduğu, ibadetsiz ve hizmetsiz bir tevekkülün suç
    olduğu belirtiliyordu.
    Hilekâr vezirin hazırladığı, bu kitapçıkların hiçbiri
    birbirine uymuyordu. Birinde yapılması tavsiye edilen şeyler
    diğerinde yasaklanıyor, suç kabul ediliyordu.
    Vezir bir müddet sonra hilesinin gereği olarak vaaz ve
    nasihati bırakarak yalnızlığa çekildi. Kırk-elli gün halvette
    kaldı. Kendine inananları ayrılık ateşiyle yaktı. Halk, onun
    insana huzur veren halinden, güzel konuşmalarından, sohbetinin
    zevkinden uzak düşmekten, deli divane oldu. Yanına vardılar ve
    yalvarıp yakardılar, sızlayıp dövündüler. Gözleri görmeyen bir
    âmâ gibi yolun ortasında rehbersiz kaldıklarını bildirdiler.
    Vezir onlara, ''Ruhum dostlarımla beraber fakat halvetten
    çıkmama izin yoktur'' dedi. Kendisine inananlar, ''Ey kerem
    sahibi! Senden ayrı düşünce, biz her şeyimizi kaybettik,
    gönülden de dinden de yetim kaldık. Bir kusurumuz varsa
    affedin. Bize cefa çektirmeyin'' dediler. Vezir, ''Bana
    inanıyor ve güveniyorsanız, kemâlâtımı kabul ediyorsanız neden
    ısrarcı oluyorsunuz? Ben gönlümün halleriyle meşgul olmak
    istiyorum'' dedi. İnananları, ''Ey vezir! Senin kemâlâtını
    inkâr etmiyoruz. Senden ayrı düşmenin ıstırabıyla,
    gözlerimizden yaşlar akıtarak yalvarıyoruz'' dediler. Vezir
    onlara halvete girdiği yerden şöyle seslendi:
    Hz. İsâ'dan bana emir geldi ve, ''Bütün dostlarından,
    yakınlarından ayrıl ve yalnız kal'' dendi.
    Vezir sevenlerinin yalvarıp yakarmalarına, ah edip
    inlemelerine aldırmadı. Halvetine devam etti. Bir müddet sonra
    da emîrleri yanına çağırttı. Her biriyle ayrı ayrı görüştü ve
    her birine,
    ''Benden sonra yerime sen geçeceksin. Hıristiyanlığı insanlara
    sen anlatacaksın. Hak dinin senden başka temsilcisi yoktur.
    Yalnız ben hayatta olduğum sürece bu sırrı kimseye
    açıklamayacaksın'' diyerek ellerine yazmış olduğu
    kitapçıklardan birer tane verdi. Kitapçıklar hususunda da şu
    tembihte bulundu:
    ''İsâ aleyhisselâmın insanlığa getirdiği gerçek hıristiyanlık
    bu kitapçıkta yazılıdır. Sana verdiğim bu kitabın dışındakiler
    yanlıştır.''
    Daha sonra vezir kırk gün kapısını kapadı. Kırkıncı gün de
    kendisini öldürdü.
    Halk onun ölümünü duyunca, mezarının başı kıyamet yeri gibi
    oldu. Kabrinin başında bir ay oturdular, ağlayıp inlediler,
    matemini tuttular. Matem acısı hafifleyince halk dedi ki:
    ''Ey emîrler! Vezirin yerine sizlerden kim geçecek? Bize
    bildirin ki, ona uyalım. Elimizi, eteğimizi ona teslim edelim.
    Batan güneşimizin yerine bir mum olsun.'' On iki grubun
    liderlerinden bir emîr ileri atıldı ve, ''O büyük insan,
    yerine vekil ve halife olarak beni bıraktı. İşte elimdeki bu
    kitapcık sözlerimin delilidir'' dedi. Bir başka emîr, ''Hayır,
    gerçek halife benim'' diye ortaya çıktı. On iki emîr de gerçek
    halife ve vekilin kendisi olduğunu iddia ediyordu. Her emîrin
    bir elinde kılıç, diğerinde kitapçık vardı. Sarhoş filler gibi
    birbirlerine saldırdılar. Her emîr peşindekilerle birlikte
    halifelik mücadelesine girişti. Savaştılar, vuruştular yüz
    binlerce hıristiyan öldü. Kesik başlardan kuleler oluştu.
    Böylece vezirin ektiği fitne tohumları yeşerdi. Hz. İsâ'nın
    dinine inananlar arasında ayrılıklar meydana geldi. Vezir de
    canı pahasına muradına ermiş oldu.
    ***
    Bu hikâyede şu âyet-i kerimelere işaret vardır: ''Onlar
    dinlerini parçaladılar, bölük bölük oldular. Her grup kendi
    inancı ile sevinmekte ve ferahlamaktadır'' (Rûm 30/32).
    ''De ki! Ey kitap ehli! Geliniz, aranızda eşit olan tek söze,
    ancak Allah'a kulluk edelim. Ona hiçbir şeyi eş ve ortak
    koşmayalım. Allah'ı bırakıp birbirimizi rab edinmeyelim''
    (Âl-i İmrân 3/64).

    _________________
    İLİM BİR NOKTA İDİ CAHİLLER ONU ÇOĞALTTI
    İNSANLAR VAV GİBİ DOĞAR BİRAZ DOĞRULDUKLARINDA KENDİLERİNİ ELİF ZANNEDERLER
    HER ŞEY ELİFLE DÖNÜYOR ELİFE DÖNÜYOR
    KORKAKLIKTA AR İLERLEMEKTE ŞEREF VE İTİBAR VAR İNSAN KORKMAKLA KADERDEN KURTULA
    MAZ
    Sayfa başına dön Aşağa gitmek
    Kullanıcı profilini gör
     
    Zalim Padişahla Fitneci Vezir
    Sayfa başına dön 
    1 sayfadaki 1 sayfası
     Similar topics
    -
    » Yunus Emre Şiirleri

    Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
    buharalıbilvanisli.com :: Tasavvufi Sohbetler :: Sadatı Nakşibendi Büyükleri :: Nakşibendi Büyüklerinin Sohbetleri :: Tasavvufi Kıssa ve Hikayeler-
    Buraya geçin: