buharalıbilvanisli.com

Sofilerin Buluşma Noktası Buhara
AnasayfaAnasayfa  TakvimTakvim  GaleriGaleri  SSSSSS  AramaArama  Üye ListesiÜye Listesi  Kullanıcı GruplarıKullanıcı Grupları  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  
buharalıbilvanisli.com Son Konular
KonuYazanGönderme Tarihi
Salı Şub. 08, 2011 11:13 am
Cuma Ocak 28, 2011 9:56 am
» ykmz
Salı Ocak 11, 2011 10:43 pm
» ykmz
Salı Ocak 11, 2011 10:41 pm
Çarş. Ocak 05, 2011 8:01 am
Çarş. Ocak 05, 2011 7:57 am
Çarş. Ocak 05, 2011 7:40 am
Salı Ocak 04, 2011 6:58 pm
Salı Ocak 04, 2011 6:32 pm
Salı Ocak 04, 2011 6:32 pm
Salı Ocak 04, 2011 9:37 am
Ptsi Ocak 03, 2011 7:15 pm
Ptsi Ocak 03, 2011 7:02 pm
Ptsi Ocak 03, 2011 6:55 pm
Ptsi Ocak 03, 2011 6:43 pm
Ptsi Ocak 03, 2011 6:27 pm
Perş. Ara. 30, 2010 10:23 am
Perş. Ara. 30, 2010 8:27 am
Paz Ara. 26, 2010 2:53 pm
Paz Ara. 26, 2010 2:43 pm
Cuma Ara. 24, 2010 8:11 pm
Cuma Ara. 24, 2010 1:34 pm
Cuma Ara. 24, 2010 8:50 am
Perş. Ara. 23, 2010 1:19 pm
Perş. Ara. 23, 2010 8:12 am
Similar topics

Paylaş | 
 

 Cuma Günü İzlenecek Adab Ve Müridin Cuma Günü Ve Gecesiyle İlgili Bilinmesi Gerekenler Hakkındadır

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
haydarı kerrar

avatar

Mesaj Sayısı : 355
Kayıt tarihi : 02/07/10
Nerden : ANKARA

MesajKonu: Cuma Günü İzlenecek Adab Ve Müridin Cuma Günü Ve Gecesiyle İlgili Bilinmesi Gerekenler Hakkındadır   Cuma Eyl. 24, 2010 8:49 am

Cuma Günü İzlenecek Adab Ve Müridin Cuma Günü Ve Gecesiyle İlgili Bilinmesi Gerekenler Hakkındadır

Bu fasılda, Cuma gününü, makamını, adabını ve müridin o gün ve o gece yapması müstehap olan amellerini anlatacağız.
Cuma namazı, bazı sıfatların varolmasıyla birlikte farz, bazı sı¬fatların bulunması durumunda da sakıt olan bir namazdır. Onun farz olması için, mukim olmak, gücü yetmek, Öğle vaktine girmek ve kırk hür adamın cemaat olması icab eder. Sakıt olması ise, sefe¬ri olmak, ikindi vaktine girmek, sayıda eksik olmak ve özür sahibi olmak durumları için geçerlidir.
Bu namaz, emir sahiplerinin (=yöneticiler) öncülük etmesi gere¬ken amellerden biri olup, onlar tarafından kıldırılır. Ancak ben, bi-datçı birinin arkasında kılınmış olması halinde öğle namazının far¬zının tekrar edilmesini doğru bulurum. Büyük bir beldede iki cami bulunuyorsa, namaz kılınması en uygun olan, imamı üstün olan ca-miidir. Eğer fazilet bakımından müsavi iseler, o zaman daha eski olan camii tercih edilir. Bu bakımdan da müsavi iseler, o zaman -eğer ilim öğrenmek, öğretmek veya dinlemek gibi bir niyet yoksa-yakın olanda kılmak uygundur.
Cuma namazını mümkün olduğunca daha büyük camiide kıl¬mak gerekir. Çünkü orada müslüman sayısı daha fazla olacaktır. Birini tercih ederek namazını onda kılanın namazı da geçerli olur. ibni Cüreyc der ki: Ata'ya şunu sormuştum: Bir şehirde iki veya da¬ha fazla camii varsa, hangisinde kılmam daha doğru olur? Bana şu cevabı verdi: Müslümanların en fazla toplandığı camiide kıl. Çün¬kü o, Cuma namazıdır ve Allah Teala İslâm'ı onunla yüceltmiş, süslemis ve müslümanları da onunla şereflendirerek diğer ümmetlere üstün kılmıştır.
Allah Teala buyurdu ki: "Ey iman edenler, Cuma günü (nama¬za) çağrıldığınız zaman Allah'ı zikretmeye koşun ve alışverişi bıra¬kın!" (Cuma/9) Cuma günü ezandan sonra, alışverişle uğraşmak fu-kahadan bir cemaata göre haramdır. Çünkü ayetteki yasaklama umumi bir ifadeye sahiptir. Bazılarına göre bu vakitte yapılan alış¬veriş Tasid-geçersiz' sayıldığı için reddedilebilir.
Bana göre ise bu yasak, ikinci ezandan yani imanım minbere oturması anından sonrası için geçerlidir. Çünkü Allah Resulü (sav), Ebu Bekir (ra) ve Ömer (ra) devirlerinde bilinen Cuma ezanı vakti bu idi. Okunan ilk ezan ise, müslüınan nüfusun artmasından dola¬yı Osman (ra) tarafından ihdas edilmiştir.
Allah Teala buyurdu ki: "Namaz bittiğinde yeryüzüne yayılın ve Allah'ın lütfunu arayın". (Cuma/10) Bu ayet-i kerime, müminlere Cuma günü Allah Teala'yı zikretmelerini emretmekte, alışverişten uzak durmayı Öğütlemekte, O'nun lütfunu aramalarını isteyerek bunun karşılığında kendilerine hayır ve felah vaade dilmektedir. Bu ikisi, yani hayır ve felah, dünya ve ahiret hazinelerini cemeden iki isimdir.
Allah Resulü'nden (sav) rivayet edildi ki: "Allah Teala, Cuma namazını, size şu günümde ve şu makamımda farz kıldı". [44] Başka bir hadiste ise Allah Resulü (sav) şöyle buyurmuştur: "Kim Cu-nıa'yı üç defa özürsüz olarak terkederse Allah onun kalbini mü¬hürler". [45] Başka bir lafızda ise "İslâm'ı sırtının ardına atmış olur" ifadesi yer alır. Bir adanı İbni Abbas'a (ra) şöyle bir mesele sor¬muştu: Bir kişi Cuma ve cemaat namazı kılmadan ölürse hükmü ne olur? İbni Abbas: 'Ateştedir dedi. Adam bu cevaptan sonra bir ay sürekli yanma geldi ve aynı soruyu sordu. O da her defasında 'Ateştedir dedi.
Cuma namazı için iki veya üç fersahlık [46] yola gidilebilir. Taşra ehlinden, namaza yetişebilmek için erkenden yola çıkan, ancak geceye kalan ama geri döndüğünde ailesinin yakınmasına muhatap olacak kimsenin Cuma'ya gitmesi müstehaptır. Cuma namazı şu beş zümreye farz değildir: Çocuklar, köleler, kadınlar, yolcular ve hastalar. Bu zümrelerden her hangibir kimse, Cuma'ya şahit olur ve kılarsa, sevabım almış ve farzını kılmış olur.
Konuyla ilgili rivayet edilmiş bir hadis şöyledir: "Cuma günü, Kitab ehlinden iki topluluğa verilmişti, ama onlar ihtilafa düştüler ve ondan çevrildiler. Allah Teala rahmetiyle onu bize bahşetti. O, bu günü İslâm ümmetine saklamıştı, Cuma'yı müslümanlar için bayram kıldı. Onlar bu günle Kitab Ehlinin önüne geçirilmişler, Ki¬tab ehli de müslümanların ardından getirilmişlerdir".
Enes b. Malik'den (ra) rivayet edilen bir başka hadiste ise Allah Resulü (sav) şöyle buyurmaktadır: "Cebrail (as) bana geldi. Elinde beyaz bir ayna vardı. Bana şöyle dedi: İşte bu Cuma'dır. Allah Tea¬la sana ve senden sonrakilere bir bayram olması için size farz kıl¬dı. Dedim ki: Bizim için onda neler var? Dedi ki: Sizin için onda en hayırlı saat var; kim o saatta bir hayır için dua ederse, o onun kıs¬meti olur ve Allah Teala da onu kendisine verir. Kısmeti verme kudreti olan Allah, onun daha büyüğünü saklamaya kadir değil mi¬dir? Veya o saatta daha önceden düşeceği takdir edilen bir kötülük¬ten Allah'a sığınırsa, Allah Teala kendisini o kötülükten koruya¬caktır. Bizim katımızda o, günlerin efendisidir. Biz ahirette ona Zi¬yade Günü deriz. Kendisine 'Neden?' diye sorduğumda şöyle dedi: Rabbin Cennet'te bir vadiye sahiptir. O tamamen beyaz miskle ko-kulandırılmıştır. Cuma günü İlliyyun'dan Kürsi'ye iner...Orada kullarına tecelli eder, onlar da O'nun vechine nazar ederler..." Bu hadis Müsned-i Elf&e tam metniyle rivayet edilmiştir.
Allah Resulü (sav) buyurdu ki: "Güneşin doğduğu en hayırlı gün Cuma'dır. Adem (as) o gün yaratılmış ve o gün cennete alınmış¬tır. Yine o gün oradan indirilmiştir. Kıyamet o gün kopar. O, Allah katında daha ziyade sevap kaynağıdır. Gökyüzündeki melekler de onu böyle isimlendirirler. O, cennette Allah Teala'ya nazar etme gü¬nüdür. [47] Başka bir hadiste ise şöyle buyrulmaktadır: "Ayakları üzerinde duran hiç bir canlı yoktur, ki, Cuma günü ürperti içinde Kıyametin kopmasını bekliyor olmasın. Ancak şeytan ve isyankar Ademoğulla-n bunun dışındadır". [48] Denir ki: Kuşlar ve baykuşlar Cuma günü karşılaştıklarında şöyle selamlaşırlar: Selam, selam, salih bir gün.
Bir rivayette ise şöyle denilmektedir: Allah Teala, her Cuma gü¬nü altıyüzbin kişiyi cehennem azabından azat eder. Enes'in (ra) ri¬vayet ettiği bir hadiste Allah Resulü (sav) şöyle buyurmaktadır: "Cuma günü selamette olunca, diğer günler de selamette olur". Ka'b da şöyle bir haber nakletmektedir: Allah Teala, yarattığı her şeyden birini diğerlerine üstün kılmıştır. Beldeler arasında Mek¬ke'yi diğerlerinden üstün kılmıştır. Aylardan Ramazan'ı diğerlerin¬den üstün kılmıştır. Günlerden de Cuma'yı diğerlerinden üstün kıl¬mıştır.
Başka bir rivayette ise şöyle denilmektedir: Cehennem her gün zeval vaktinden önce güneş tam tepeye çıktığında alevlendirilir. Cuma günü dışında o vakitte namaz kılmayın. Çünkü Cuma'nm ta¬mamı namaza müsaittir ve cehennem de o gün alevlendirilmez.
Kulun Cuma günü yapacağı en faziletli amel, Cuma namazını kılacağı camiiye erkenden gitmektir. Bunun için en güzeli ilk saat¬tir. Eğer ilk saat gidemezse ikinci saat gider. Eğer onda da gide-mezse, o zaman üçüncü saatte gider. Çünkü Allah Resulü (sav) şöy¬le buyurmuştur: "Cuma'ya ilk saatte giden bir dişi deve kurban et¬miş gibidir, ikinci saatte giden, bir inek kurban etmiş gibidir. Üçün¬cü saatte giden boynuzlu bir koç kurban etmiş gibidir. Dördüncü saatte giden, bir tavuk hediye etmiş gibidir. Beşinci saatte giden bir yumurta hediye etmiş gibidir. İmam minbere çıktığında ise amel defterleri dürülür, kalemler kaldırılır ve melekler minberin Önünde toplanarak zikri dinlemeye başlarlar. Bu vakitten sonra ge¬len, sırf namazın hakkı için gelen gibidir. Onun için hiç bir ziyade sevap yoktur". [49]
Hadiste de anlatılan ilk saat, sabah namazının hemen sonrasın¬da başlar. İkinci saat, güneşin yükselmeye başladığı vakittir. Üçüncü saat, Duha-i A'lâ da denilen güneşin yayılmaya başladığı, ayak¬ların güneşin ısısıyla terlemeye başladığı kuşluk vaktinin yüksel¬me zamanıdır. Dördüncü saat, zevalden önceki vakittir. Beşinci sa¬at ise, zevale girdiği veya müstevi olduğu zamandır. Dördüncü ve beşinci saatler, erkenliği müstehab olan vakitler değildir ve beşin¬ci saatten sonra gelenler için her hangi bir fazilet sözkonusu değil¬dir. Çünkü imam, bu vaktin sonunda minbere çıkar ve bu vakitten sonra Cuma'nın farzını kılmaktan başka bir şey yapılmaz.
Denilir ki, insanların Allah Teala'ya yakınlıkları, Allah Teala'yı ziyaret ettiklerinde O'nu ne kadar çok düşündüklerine bağlıdır ki bu da, Cuma namazına gelişlerindeki erkenliğe göre ölçülür. îbni Mesud (ra) bir defasında Cuma namazı için erkenden mescide gel¬miş ve orada kendinden önce gelen üç kişinin olduğunu görmüştü. Buna sıkılan îbni Mesud (ra) kendi kendini şöyle teselli etmişti: -Kendini kasdederek- dördün dördüncüsü de her halde Allah Tea¬la'ya pek uzak değildir!
İşte Allah Resulü'nün (sav) ashabının imandaki yakin derecesi böylesine yüksekti. Bir hadiste de şöyle buyrulduğu rivayet edil¬miştir: "Melekler, Cuma günü zamanında gelmeyerek geciken kulu merak eder ve birbirlerine şöyle derler: Falan ne yaptı acaba? Ne¬den gecikti acaba? Allahım, eğer onu geciktiren fakirliği ise onu zengin kıl, eğer onu geciktiren hastalığı ise, ona şifa ver, eğer bir meşguliyeti varsa, onu bitirt, eğer heva ve hevesi onu geciktirdiyse kalbini Senin itaatma şevket!"
Cuma günü, kıssa anlatanların meclislerine oturmayın, çünkü bu mekruh görülmüştür. Namazdan önce bir zikir halkasına da ka¬tılmayın. Maktu' bir hadiste Allah Resulü'nün (sav) şöyle buyurdu¬ğu rivayet edilmiştir: "Üç şey vardır ki, eğer insanlar onlardaki hayrı bilselerdi onlar için deve koştururlardı: Ezan, cemaatta ilk saf ve Cuma'ya erkenden gitmek" [50]İbni Hanbel (ra) bu hadisi zik¬rettikten sonra 'Bunların da en faziletlisi, Cuma'ya erken gitmek¬tir1 demiştir.
Konuyla ilgili bir başka hadis de şudur: "Cuma günü olduğun¬da melekler, ellerinde gümüş sayfalar ve altından kalemlerle mescidin kapılarına oturur ve ilk gireni yazarlar. Hk giren, onların mertebeleri üzeredir". Allah Resulü'nün (sav) Cuma hakkındaki bir diğer hadisi de şöyledir: "Allah Resulü (sav) Cuma günü, namaz¬dan önce zikir halkası kurmayı yasaklamıştı. [51] Ancak Allah Tea-la'yı bilen, Allah Teala'nm sayılı günlerini zikreden, Allah'ın dinini fıkheden kimse, kuşluk vakti camiide oturursa, onun meclisine ka¬tılmak mümkündür. Buna yapan kimse, camiye erken gitmekle ilim dinleme amellerini birleştirmiş olur.
Cuma günü gusletmek, ancak zaruret bulunması halinde terke-dilir. Cuma günü gusletmek, bazılarına göre farzdır. O gün evde gusletmek, daha hayırlıdır. Allah Resulü'nden (sav) rivayet edildi ki: "Cuma günü gusletmek her ihtilamlı kişiye vacibdir". [52]
Nafi'in (ra) İbni Ömer'den (ra) rivayet ettiği meşhur hadise gö¬re Allah Resulü (sav) şöyle buyurmuştur: "Cuma'ya gelen kişi gus¬letsin". [53] Rivayete göre Ömer (ra) hutbe okurken mescide gelen Os¬man'a (ra) şöyle demişti: Bu saatte mi geliyorsun? O da şu cevabı verdi: Ezanı duyduktan sonra sadece abdest almak için oyalandım ve hemen çıktım. Bunun üzerine Ömer (ra) şöyle dedi: Yalnız ab¬dest mi aldın! Bildiğime göre Allah Resulü (sav) bugün gusletmeyi emrederdi". Bize göre de, bilmesine rağmen yapmaması Osman (ra) için bir ruhsat bulunduğunu göstermektedir. Bu da müsned bir hadise dayanmaktadır: "Kim Cuma günü abdest alırsa onunla ye¬tinir ve nimetlenir. Kim de guslederse, bilsin ki gusletmek daha fa¬ziletlidir". [54]
Bir sahabe (ra) topluluğundan da şu hadis nakledilmiştir: "Biz¬ler, yaz mevsiminde Cuma günü gusletmekle emrolunduk. Kış gel¬diğinde ise, dileyen gusleder, dileyen de etmezdi". Allah Resu¬lü'nden (sav) şöyle buyurmuştur: "Cuma'ya şahit olan kadın ve er¬kekler gusletsinler".
Bu sebebledir ki Malik b. Enes (ra) şöyle derdi: "Kadınlar, Cu¬ma'ya girdiklerinde onun için guslederler. Eğer cünüblükten dola¬yı guslederse, buna niyet ederse Cuma guslünü de yerine getirmiş sayılır". Cünüblük için guslederken Cuma guslü için de niyet edil¬melidir. Bu daha faziletlidir. Sahabeden biri, oğlunun yanına gitti¬ğinde onun guslettiğini gördü ve sordu: Cuma için mi guslettin? Oğlu 'Hayır, cünüblük için guslettim' deyince, Sahabi şöyle dedi: Guslü tekrar al. Çünkü ben Allah Resulü'nün (sav) şöyle buyurdu¬ğunu duydum: Cuma günü gusletmek, her müslümana farzdır" [55]
Cuma günü fecrin doğuşundan sonra gusledilse, Cuma guslü ifa edilmiş olur. Ama o gün yapılan guslün en faziletlisi, Cuma için ca-miiye gitmeden önce yapılandır. Gusülden sonra namazı bitinceye kadar kadar abdestini bozmaması daha güzeldir. Alimler arasında bunu mekruh görenler de vardır. Ancak Cuma için camiye erken¬den giden kişi, abdestini bozduğu için namazdan önce abdest alır¬sa, yine gusül üzere sayılır.
Cuma guslünde dişleri misvaklamak, en uygun giysileri giymek ve şöhreti celbedecek elbiselerden uzak durmak müstehap görül¬müştür. Cuma günü giyilecek en iyi renk beyazdır. Yemen bürdesi giymek de güzel olur. Cuma günü siyah elbise giymek, sünnet ol¬madığı gibi siyah giyene bakmak da faziletli bir şey de değildir.
Cuma günü tırnakları kısaltmak ve bıyıkları düzeltmek müste-hapdır. Allah Resulü'nden (sav) bunun faziletine ve emrettiğine dair bir hadis rivayet edilmiştir. İbni Mesud (ra) ve diğerlerinden. Allah Resulü'nün (sav) şu buyruğu nakledilmiştir: "Kim Cuma gü¬nü tırnaklarını keserse, Allah Teala ondan bir derdi giderir, yerine şifa verir".
Cuma'ya giden kimse, kokusu duyulan ama rengi belirgin olma¬yan en güzel kokularını sürünmelidir. Erkek kokuları böyledir. Ka¬dın kokuları ise, rengi belirgin ama kokusu belirgin olmayan yağ¬lardır. Bu hususla ilgili bir hadis rivayet edilmişti.
Cuma günü sarık sarmak da müstehaptır. Bu hususta Vasile b. el-Eska'dan şaz bir hadis rivayet edilmiştir: "Allah Teala ve melek¬leri, Cuma günü sarık saranlara salat ederler". Sarık sıcaktan do¬layı sıktığı zaman, namazdan önce ve sonra sarığı çözmekte bir beis yoktur. Ancak evden camiye giderken sarıklı olmak gerekir. Na¬maz kılarken de sarıklı olmak icab eder. Sarığın fazileti ancak bu hallerde tahakkuk eder. Eğer sarık çıkarılmışsa, imam minbere çı¬karken tekrar takılmalıdır. Daha sonra sarıklı bir halde Cuma na¬mazı kılınmalıdır. İstenirse, bundan sonra çıkarılabilir.
Cuma günü camiye giden kul, Allah rızası için çıktığını bilerek, huşu, tevazu, vakar, ağırlık, mahcubiyet ve sükunet halini muha¬faza etmelidir. O gün bol bol dua ve istiğfarda bulunmalıdır. Evin¬den çıkarken, Rabbini O'nun evinde ziyaret etmek, farzı eda ederek O'na yakın olabilmek ve mescidde Rabbiyle başbaşa kalmak için yola çıktığını kalbinden geçirerek niyet etmeli, uzuvlarını her tür¬lü şehvet, heva ve hevesten uzak tutmalı, Rabbine hizmet ederken kendisini hiç bir şeyin meşgul etmesine izin vermemelidir.
O gün rahatı bir kenara koyarak dünyevi menfaatların ardına düşmemeli ve o günkü virdine devam etmelidir. O günün başını, Cuma namazını bitirinceye kadar namaz ile hizmete, ortasını ikin¬di namazına kadar ilim ve zikir meclislerine katılmaya, sonunu da güneşin batınıma kadar teşbih ve istiğfara tahsis etmelidir. Selef-i Salih, Cuma gününü işte bu şekilde üçe taksim ederlerdi.
Eğer Cuma günü oruç tutulacaksa, perşembe veya cumartesi günleriyle birlikte tutulması güzel görülmüştür. Yalnız Cuma günü oruç tutmak mekruh sayılmıştır. Cuma ehlinden olduğu halde on¬da oruç tutmayan kimse için müstehap olan, hanınııyla birleşmesi-dir. Bunun fazileti hakkında birçok hadis mevcuttur. Selef den ba¬zıları da böyle yaparlardı.
Allah Resulü (sav) şöyle buyurmuştur: "Kim Cuma günü guslet¬tirir ve gusleder, sabah erkenden yola çıkar ve imama yakın olur da boş bir şeyle uğraşmazsa, attığı her adım için bir senelik oruç ve ge¬ce kıyamı sevabı verilir". [56] Başka bir hadis ise şöyledir: "Eğer ima¬ma yakın olur ve onu candan dinlerse, bu onun için iki Cuma ara¬sına ve üç gün fazlasına kefaret olur". [57] Başka bir lafızda ise 'Diğer Cuma'ya kadar ona mağfiret olunur' buyrulmaktadır. Başka bir la¬fızda ise, insanların boyunlarına basmaması şartı konulmuştur. [58]
Yukarıdaki hadisin başlangıç kısmındaki "Gassele=guslettirdi" ifade, hanımına da guslettirmesi, anlamında kinayeli olarak cinsi münasebeti ifade ediyor olabileceği gibi, 'Gasele=yıkadı' şeklinde okunup 'kendi başını yıkayıp bedenini guslettikten sonra kimsenin boynuna basmazsa' şeklinde de anlaşılabilir. İnsanların boyunları¬na basmak mekruh görülmüştür. Bu hususta çok ciddi ve ağır teh¬ditler mevcuttur. Bunu yapan kimse, kıyamet günü kendisi için ko¬nan bir köprünün başka insanlar tarafından yıkılmasına neden olur.
İbni Cüreyc (ra) mürsel bir hadiste Allah Resulü'nden (sav) şu¬nu rivayet eder: "Bir Cuma günü Allah Resulü (sav) hutbe verirken bir adamın insanların boyunlarına basarak ilerlediğini ve ön saffa oturduğunu gördü. Allah Resulü (sav) namazını bitirdikten sonra, özellikle o adama hitap ederek şöyle buyurdu: Ey falanca, neden bugün bizimle cemaata katılmadın? Adam da şaşkınlık içinde şöy¬le dedi: Ey Allah Resulü! Cemaate katıldım. O zaman Allah Resu¬lü (sav) şöyle buyurdu: Toksa insanların boyunlarına basarken gördüğüm sen değil miydin?!' Müsned bir hadiste ise Allah Resulü (sav) şöyle buyurmaktadır: "Cuma'yı bizimle birlikte kılmanı en¬gelleyen nedir?" O da şöyle dedi: Beni görmediniz mi? Şöyle buyur¬du: "Erken gelme bakımından geç kaldığını, mescide girerken de eziyet ettiğini gördüm".
Cuma günü kıssacıların meclisine de oturulmaz. Bu mekruh gö¬rülmüştür. Aynı şekilde Cuma namazından önce zikir halkasına oturmak da mekruhtur. Amr b. Şu'ayb, babası-dedesi-Abdullah b. 'Imran senediyle şunu rivayet etmiştir: "Allah Resulü (sav), Al¬lah'ın günlerini hatırlatan, dinde fıkıh öğreten ve camide sabahın erken vaktinden itibaren konuşmaya başlamış olan Allah Teala'yı bilen kimseninki dışında Cuma namazından önce halka oluşturul¬ması yasaklamıştı". [59] Böyle birinin meclisine oturan kimse, Cu-ma'ya erken gitmekle ilim dinleme amellerini birleştirmiş olur.
Selef ulemasından nakledildi ki: Allah Teala'nın kulları için ver¬diği rızıktan bir lütfü vardır ki bunu ancak Perşembe gecesi ve Cu¬ma günü niyazda bulananlara verir. Meşhur bir hadiste de şöyle buyrulmaktadır; "Cuma gününde öyle bir saat vardır ki, ona teva¬fuk eden ve Allah Teala'ya niyazda bulunan müslüman bir kul iste¬diği şeye Allah tarafından nail olur". [60] Bu hadisin başka bir lafzın¬da da 'Namaz kılan bir kul ona tesadüf etmez ki.. [61] ibaresi yeral-maktadır.
Ulema, hadislerde sözedilen bu saatin tayini üzerinde ihtilaf et¬miştir. Kimine göre güneşin doğuş vakti, kimine göre insanların Cu¬ma namazına kalkma vakti, kimine göre Cuma günü zeval vakti, bazılarına göre Cuma ezanının okunduğu vakit, bazılarına göre imamın minbere çıkıp duaları okumaya başladığı vakit, bazılarına göre ikindi vaktinin sonları, kimine göre de güneşin batma vaktidir.
Fatıma (ra) bu son vakte dikkat eder ve hizmetçisini bu vakitte güneşi gözlemeye gönderirdi. Hizmetçisi güneşin batmaya başladı¬ğını bildirdiği zaman, güneş tamamen batmcaya kadar dua ve is¬tiğfara dalardı. O, beklenmesi gereken vaktin bu olduğunu ve bu¬nu babasından (sav) öğrendiğini haber vermiştir. Bu vakitle ilgili rivayetlerin taşıdığı görüşlerin hülasası budur. Sözü kısa tutmak için bu rivayetlerin hepsine yer veremedik. Kul, bu vakitlerden il¬ham almalı ve bu vakitlerde dua etmeli, uygun olanlarında da na¬maz kılmalıdır.
Bir alim de şu görüşü belirtmiştir: Bu saat, Cuma günü içinde Ramazan ayındaki Kadir gecesi gibi müphem bırakılmış bir saat olup ancak Allah Teala tarafından bilinir. Beş vakit namaz içerisin¬de yeralan (Salat-ı Vusta=Orta Namaz' gibidir1 de diyebiliriz. Başka bir alim ise, bu saatin Kadir gecesinin yıldan yıla değişmesi gibi, her seferinde Cuma gününün değişik vakitlerinde vaki olduğunu söylemiştir.
Bütün bunlar gösteriyor ki kul, Cuma gününün tamamında Al¬lah Teala'ya yakarmalı, O'na rağbet etmeli ve O'na muhtaç olduğu¬nu kalpten ifade etmelidir. Günün tamamında virdlerine devam edip onun bütün saatlerini zikir ile ihya eden kul, Allah'ın izniyle o saate tevafuk edecektir.
Kul, eğer bir Cuma'da bütün saatleri zikir ve dua ile geçiremez-se, o zaman değişik Cuma günlerinde değişik saatlerde dua ve zi¬kirle iştigal ederek bu saate tevafuk edebilir. Eğer böyle yaparsa, zaruri olarak o saate tevafuk edecektir. Özellikle şu iki vakitte, dua ve tazarruatmı arttırmalıdır: İlki, imamın minbere çıkmasından namazın ikame edileceği ana kadar geçen vakit; ikincisi ise, güne¬şin batma temayülüne girdiği vakittir. Bu iki vakit, Cuma günü¬nün en faziletli vakitleridir. Benim zannı galibime göre de, hadis¬lerde bahsi geçen vakit, bu iki vakitten biridir.
Bir gün Ebu Hüreyre (ra) ile Ka'bu'l-Ahbar biraraya gelmişler¬di. Ka'bu'l-Ahbar, bahsi geçen saatin, Cuma gününün son vakti ol¬duğunu söylemişti. Ebu Hüreyre (ra) ona karşı çıkarak şöyle dedi: Nasıl son saati olabilir? Ben Allah Resulü'nün (sav) şöyle buyurdu¬ğunu duydum: Namaz kılan kul ona tevafuk eder.. Çünkü o saat, bir namaz vaktidir. Bunun üzerine Ka'bu'l-Ahbar şöyle dedi: Allah Resulü (sav) 'Namazı beklemek için oturan kişi, namazda sayılır" [62] buyurmadı mı? Ebu Hüreyre de 'Evet' dedi. O zaman Ka'bu'l-Ah¬bar, 'Bu da bir namazdır1 dedi. Bunun üzerine Ebu Hüreyre, onu tasdik edercesine sustu.
Kul, Cuma günü ve gecesi Allah Resulü'ne (sav) bol bol salatü se¬lam göndermelidir. O gün ve gece göndereceği salatü selamın en azı üçyüz defa olmalıdır. Allah Resulü (sav) kendinden rivayet edilen bir hadiste şöyle buyurmaktadır: "Cuma günü bana seksen defa sa-lat eden kimsenin seksen yıllık günahı mağfiret olunur. Denildi ki: 'Ey Allah Resulü, sana nasıl salat ederiz?' Dedi ki: 'Şöyle dersiniz: Allahım, kulun, peygamberin ve ümmi Resul'ün Muhammed'e salat et'. Allah Resulü'ne (sav) salat lafzı zikredildikten sonra nasıl olur¬sa olsun, O'na salat edilmiş olur. Teşehhüdde rivayet edilen ve ken¬disine edilmesini istediği meşhur salat ifadesi ise şöyledir:
"Ailahım, Muhammed'e ve O'mın yakınlarına öyle bir salat et ki, Senin için rıza kaynağı ve onun için de bir eda olsun. Ona Vesi-le'yi ver ve onu vaadettiğin Makam-ı Mahmud'a gönder. Bizim ta¬rafımızdan onu, layık olduğu şekilde ve bütün ümmetlerin peygam¬berlerinden daha üstün olanla mükafaatlandır. Ey merhamet eden¬lerin en merhametlisi, onun kardeşleri olan bütün peygamberlere ve salihlere de salat buyur". [63]
Kul bunu yedi kez söyler. Bu salatü selamı getirmekte çok bü¬yük bir sevap vardır. Denir ki: Bu salatı, yedi Cuma günü, yedişer kez söyleyen kimse için, Allah Resulü'nün (sav) şefaati farz olur. Kul, daha fazla bir şey yapmak isterse, rivayet edilen şu salatı da okur:
"Ailahım, en faziletli salavatm, en şerefli aklaman, en nadir be-rekatm, şefkat , merhamet ve selamınla peygamberlerin önderi, müttakilerin imamı, Hatem-i Enbiya, alemlerin Rabbinin Resulü, hayrın öncüsü, birrin fatihi, rahmet peygamberi ve ümmetin efen¬disi Muhammed'e salat buyur. Aîlahrm, onu kendine yakın kılaca¬ğın Makam-ı Mahmud'a gönder. Onu öncekilerin ve sonrakilerin gıpta edecekleri kadar yakın bir makamına al. Ailahım, ona fazl ve fazilet, şeref ve Vesile, yüksek derece ve en ulvi mertebeyi nasip et.Ailahım, Muhammed'e niyaz ettiğini ver, onu ümidine ulaştır ve onu ilk şefaat eden ve ettirilen kıl. Ailahım, onun delilini yücelt, tartısını ağırlaştır, hüccetini aydınlat ve derecesini en yakın kılı¬nanların da üstünde yükselt. Ailahım, bizi de onun zümresinde di¬rilt, bizi de onun şefaatma mazhar olanlardan kıl, bizi onun sünne¬ti üzere yaşat ve onun milleti üzere öldür, bizi onun havzma dahil et ve kasesiyle içir. Bizi, pişman olan, yardımsız bırakılan, şikayet¬çi olan, hükmü değiştiren, fitneye sebep olan veya fitneye maruz bı¬rakılanlardan eyleme. Amin! Ey alemlerin Rabbü".
Kul, Cuma günü ve gecesi bol bol istiğfarda bulunmalıdır. Mağ¬firet isteğinin kullanıldığı her lafizla istiğfar etmiş sayılmasına rağmen şu lafzı söyleyerek istiğfarda bulunursa daha makbul olur:
"Allahm, bana mağfiret et, tevbemi kabul buyur. Muhakkak ki Sen, tevbeleri çokça kabul eden ve çok merhametli olansın!" Eğer;
"Rabbim, mağfiret et, merhamet buyur ve bildiklerini hoşgör. Muhakkak ki Sen, merhamet edenlerin en hayırlısısm!" diye dua ederse, bu da güzel görülür.
Kul, Cuma günü bir hatim indirmelidir. Eğer bu ona ağır gelir¬se, o zaman hatmine Cuma gecesinden başlaması hayırlı olur. O gün Kur'an'ı hatmetmek isteyen kimse için, bunu sabah namazının iki rekatıyla akşam namazının iki rekatında yapması çok faziletli olur. Çünkü böyle yapmakla bütün Cuma'yı kuşatmış olur. Kul hat¬mini, Cuma ezanı ile kameti arasında tamamlarsa,'bunda çok bü¬yük fazilet vardır.
Kulun Cuma namazından önce on iki rekat, namazdan sonra da altı rekat namaz kılması müstehap görülmüştür. Cuma namazı için camiye girdiğinde dört rekat namaz kılmalı ve bu namaz esna¬sında, her rekatta elli defa olmak üzere toplam iki yüz defa İhlas suresini okumalıdır. Bununla ilgili Allah Resulü'nden de (sav) ha¬dis rivayet edilmiştir.
Bu ameli ifa eden kimse cennette oturacağı yeri görmeden veya orası kendine gösterilmeden önce vefat etmez. Camiye girildiği za¬man da oturmadan önce iki rekat namaz kılınmalıdır. Eğer camiye girdiğinde imam hutbe okuyarsa, kısaltarak da olsa bu iki rekatı kılar. Çünkü bunu yapmakla Allah Resulü'nün (sav) emrine uymuş olmaktadır. [64] Garib bir hadiste Allah Resulü'nün (sav) bunu yapan kimseye sükut ettiği bildirilmiştir. Kufeliler ise, eğer imam ses çı¬karmazsa kişinin bu iki rekatı kılabileceğini söylemişlerdir. Allah Resulü'nün (sav) buna sükut etmesi, kendi sözünün vucubiyetin-den dolayı ona mahsus bir husus da olabilir.
İbni Cüreyc, Ata vasıtasıyla İbni Abbas (ra) ve Ebu Hüreyre'den (ra) şunu nakletmiş tir: Allah Resulü (sav) buyurduki: "Kim Cuma gecesi veya günü Kehf suresini okursa, kendisine okuduğu yerden Mekke'ye yönelen bir nur verilir, bir sonraki Cuma'ya ve üç gün faz¬lasına kadar günahları bağışlanır, sabaha erinceye kadar yetmiş bin melek ona salat eder, hastalık ve beladan afiyet bulur, zatüîcenb, alaca ve cüzzamdan uzak kılınıp deccalm fitnesinden korunur". [65]
Cuma günü şu dört sure ile dört rekat namaz kılmak da müste-haptır: En'am, Kehf, Taha ve Yasin. Eğer bunları güzelce okuyama-maktan endişe ederse, o takdirde Yasin, Secde, Lok?nan, Duhan ve Mülk surelerini okur. Cuma geceleri bu dört sureyi okumayı asla bırakmamalıdır. Bununla ilgili hadisler mevcut olup bunu yapmak büyük ecirleri mucibdir. Eğer Kur'an'm tamamını okuyamamaktan endişe ederse, o zaman güzelce okuyabildiklerini okur. Bu da ken¬disi için hatim sevabına sayılır. Denildi ki bildiği şekilde bir hatim sayılır.
Abidler Cuma gecesi bin defa Ihlas okumayı müstehap görüyor¬lardı. Eğer bunları on veya yirmi rekatlık bir namazda okurlarsa, hatimden daha faziletli olur. Onlar Allah Resulü'ne de (sav) en az bin kez salat-ü selam ediyorlardı. Ayrıca dört kelime ile yani 'Süb-hanallah, Elhamdülillah, Allahü ekber ve la ilahe illallah' kelime¬leri ile biner defa teşbih ve tehlil çekiyorlardı. Bunlar, yani biner defa Ihlas suresini okumak, Allah Resulü'ne (sav) salat-ü selam ge¬tirmek ve teşbih ile tehlilde bulunmak, Cuma günü yapılabilecek en güzel üç virddir. Bunları ayrı ayrı yapmak veya birleştirmek na¬sip edilen kimse asla terketmemelidir. Çünkü bunlar, Cuma günü yapılabilecek amellerin en güzelleridir.
Kul, eğer Cuma günü zevalden önce dört rekatta çekilen üçyüz tesbihatlık bir namaz olan Teşbih namazını kılarsa, amelini çoğalt¬mış ve ecrini güzelleştirmiş olur. Allah Resulü'nden (sav) rivayet edildi ki O, "Her Cuma, bir defa Teşbih namazı kıl" buyurmuştur. Ebu'l-Cevza, İbni Abbas'dan (ra) şunu nakletmiştir: İbni Abbas (ra), her gün zevalden sonra bu namazı kaçırmazdı. Onun fazilet ve önemini kendisine de haber vermişti.
Eğer kul altı teşbih suresini Cuma günü veya gecesi okursa gü¬zel olur. Allah Resulü'nün (sav) bizzat bu sureleri, sadece Cuma gü¬nü ve gecesi özellikle okuduğu rivayet edilmektedir. Konuyla ilgili rivayet edilmiş bir hadis şöyledir: "Allah Resulü (sav), Cuma gece¬si akşam namazında Kafinin ve İhlas surelerini, yatsı namazında Cuma ve Münaflkun surelerini -bir rivayete göre bu iki sureyi sa¬dece Cuma yatsılarında- okurdu. Cuma günü sabah namazında Lokman ve İnsan surelerini okurdu".
Şu var ki kulun bu mübarek gün ve gecede ilm-i yakin, marifet ve zikir meclislerinde dinleyici ve öğrenici olması namaz kılmasın¬dan daha faziletlidir. Namaz kılması ise, hikaye anlatan kassasla-rın meclislerine katılmasından daha hayırlıdır. Ebu Zer'den (ra) ri¬vayet edildi ki: "Bir ilim meclisinde hazır olmak bin rekat namaz¬dan daha faziletlidir". [66]
Başka bir hadiste ise şöyle buyrulmaktadır: "Sizden birinin ilimden bir bab öğrenmesi veya öğretmesi, bin rekat namaz kılma¬sından daha hayırlıdır". [67]Başka bir lafızda ise Allah Resulü'ne (sav) şöyle denilmektedir: 'Ey Allah Resulü, Kur'an okumaktan da mı?' O da şöyle buyurmuştur: "İlimsiz Kur'an fayda eder mi? [68]
Bir ilim meclisi veya Allah'ın dinini fıkhetmeye matuf bir mec¬lis bulunmadığı zaman, boş kıssalara kulak verilecek kıssacı mec¬lislerine katılmaktansa namaz kılmak daha temiz ve andır. Kıssa-cılık, Selef-i Salih tarafından bidat olarak görülmekteydi. Onlar, kıssacılan camiden çıkarırlardı.
İbni Ömer'den (ra) rivayet edilmiştir ki: Bir gün mescidde otur¬duğum yere vardım. Baktım ki bir kassas hikaye anlatıyor. Ona 'Meclisimden kalk' dedim. Bana 'Kalkmıyorum' -Bir başka rivayet¬te 'Senden önce geldim'- dedi. Ben de zabıtaya haber yolladım. Gel¬di ve kıssacıyı yerinden kaldırdı. Eğer kıssa anlatmak, sünnete uy¬gun bir hareket olsaydı, İbni Ömer'in (ra) onu kovdurması -özellik¬le de kendinden önce geldiği için- asla helal olmazdı. Çünkü Allah Resulü (sav) şöyle buyurmuştur:
"Kimse bir kardeşini yerinden kaldırıp da sonra oraya kendi oturmasın. Böyle yapmayıp açılın, yer verin". Denilir ki, adam kalktıktan sonra İbni Ömer (ra) tekrar gelinceye kadar o yere otur-madı. Bir başka rivayette ise 'Sonra oraya oturdu' ibaresi yeral-maktadır.
Kıssacılarla ilgili olarak bize ulaşan bir diğer rivayet de şudur: Aişe'nin (ra) odasının avlusunda bir kıssacı durmuş kıssa anlatı¬yordu. Aişe (ra), İbni Ömer'e (ra) haber gönderdi ve şöyle dedi: Bu adam, kıssalarıyla beni rahatsız ediyor, teşbih çekmemi engelliyor, ibni Ömer (ra) geldi ve adamı asası ile dövdü, hatta sırtında asası¬nı kırdı. Sonra da kovdu.
Kul, namazını kesmese bile namaz kılan birinin önünden geç¬mekten sakınmalıdır. Bu hususta Allah Resulü'nden (sav) şu hadis rivayet edilmiştir: "Kırk yıl yerinde durmak, namaz kılan birinin önünden geçmekten daha hayırlıdır" [69]Bu hususla ilgili çok ağır tehditler variddir. "Kişinin, rüzgarların süpürdüğü kum olması, namaz kılan birinin önünden geçmesinden daha hayırlıdır". Bu noktada, namaz kılan ile önünden geçenin veballeri müsavi görül¬müştür.
Zeyd b. Halid el-Cüheni'nin (ra) hadisinde Allah Resulü (sav) şöyle buyurmaktadır: "Eğer namaz kılanın önünden geçen kimsey¬le namaz kılan kimse bundaki vebali bilselerdi, kırk yıl yerinde durması onun için daha hayırlı olurdu. Namaz kılan da bir sütuna veya duvara doğru yaklaşsın. Böyle yaptığı zaman hiç kimse onun önünden geçmeye yeltenmez. Gücü yeterse geçeni itsin". [70] Abdurrahman b. Ebi Said el-Hudri'nin, babasından naklettiği hadis ise şöyledir: "Eğer reddederse onunla savaşsın. Çünkü o, şeytandır". [71] Ebu Said el-Hudri (ra) namazda önünden geçeni neredeyse öl¬dürecek gibi itmiştir. Muhtemelen adam ona takılmıştı. Bunun üzerine Mervan'a giderek Ebu Said'e karşı ondan yardım istedi. O da Mervan'a, Allah Resulü'nün (sav) kendisine böyle yapmasını emrettiğini söyledi.
Namaza duran kimse, eğer önüne duracak bir sütun bulamaz¬sa, o zaman önüne bir kol yüksekliğinde bir şey koysun. Denildi ki, namaz kılanla, geçenler arasına bir ip çekilse de olur. Bir de şu söz rivayet edilmiştir: Dört şey ağırdır: Kişinin ayakta idrar dökmesi; Birinci safı boş bırakarak ikinci safda namaz kılması; Namazda yü¬zünü sıvazlaması; Önünden geçenlerin olabileceği bir yerde namaz kılması;
Hasan el-Basri (ra) şöyle derdi: "Cuma günü caminin kapıları önünde oturanların boyunlarına basarak içeri girin. Onlar için ya¬sak yoktur.
Cuma günü namaza giden kul, mümkün olduğunca imama ya¬kın olmalı, onu dinleyip kulak vermeli ve yüzünü ona doğru çevir¬melidir. Sünnetin icabı budur. Eğer çirkin bir şey duymak veya gör¬mekten, mesela siyah nakışları olan bir elbise, ipek, dibace, ağır si¬lah kuşanmış birini görmekten endişe ederse, eğer bunları giderme gücü de yoksa imama uzak durması daha sağlıklı olur. Uzakta bile olsa imam hutbe verirken, boş bir işle meşgul olmamalı, konuşma¬malı, konuşan kimselerin halkasına katılmamalı, konuşan birine de 'Sus' dememeli aksine susmasını ima etmeli, husyeleriyle oyna-mamalıdır.
İmam hutbe verirken boş bir şeyle iştigal ederse, kıldığı Cuma batıl olur. İmamın hutbesi esnasında ilim hakkında da konuşma¬malıdır. İmama yakın olmayan ve açık seçik dinleyemeyen kimse, en azından bütün dikkatiyle dinlemeye çalışmalıdır. Uzak kalması durumunda böyle davranması müstehap görülmüştür.
Osman (ra) ve Ali'den (kv) şu söz rivayet edilmiştir: "İmamı du¬yan ve bütün dikkatiyle dinleyene iki ecir vardır. Duymayıp bütün dikkatini onu dinlemeye verene bir ecir vardır. Duyan ama başka bir şeyle meşgul olana iki günah vardır. Duymayıp boş bir şeyle meşgul olana ise bir günah vardır" [72]
Ebu Zer (ra) hadisi de bu minvaldedir: O, Allah Resulü (sav) hutbe okurken Übeyy'e (ra) soru sormuştu. Übeyy (ra) ona susma¬sını ima etti. Allah Resulü (sav) hutbeden inince Übeyy (ra) ona döndü ve şöyle dedi: Git, senin Cuma'n geçersizdir. Ebu Zer de onu Allah Resulü'ne (sav) şikayet etti. Allah Resulü de, Übeyy'in doğru söylediğini bildirdi. [73] Başka hadislerde gelen hüküm de budur. Bu¬na göre imam hutbe okurken, arkadaşına 'sus' veya 'kes' diyen biri, boş bir iş yapmış olur. İmam hutbede iken boş bir şey yapanın da Cuma'sı batıl olur. Müezzinler ezan için kalktıklarında böyle biri¬nin imanım huzurundan ayrılması gerekir.
Ebu İshak, el-Hars vasıtasıyla Ali'den (kv) şu sözü rivayet et¬miştir: "Şu dört vakitte namaz kılmak mekruhtur: Fecr'den sonra; İkindiden sonra; Günün ortasında ve İmam hutbe okurken". Başka bir rivayette ise şu ifade yer almaktadır: İmamın minbere çıkışı na¬mazı, hutbede konuşmaya başlaması ise konuşmayı keser.
Müezzinler hutbeden önceki ezan için kalktıkları sırada halkın secdeye kapanması sünnet değildir. Eğer bu secde, o anda kıldığı bir namazın veya secde ayetinin secdesi ise onlar ezanı bitirinceye kadar namazını uzatmasında bir mahzur yoktur. Çünkü bu, çok fa¬ziletli bir vakittir. Bunun mubah olması dışında bu hususla ilgili her hangi bir rivayet görmedim.
Alimlerin arasında bazıları, devlet başkanına ayrılan bölümde namaz kılmayı mekruh saymışlardır. Onlara göre bu mekan, dev¬let başkanına ve çevresine mahsus bir mekandır. Vera' ve takva eh¬line göre bu, mescidlerde çıkartılan bidatlardan biridir. Çünkü bunlar halkın geneli için serbest olan kısımlar değildir. Bu meyan-da bize ulaşan bir rivayete göre Hasan el-Basri ve el-Müzeni (ra) bu tür mekanlarda namaz kılmazlardı.
Rivayet edildi ki: "Enes b. Malik'i (ra) devlet erkanına ayrılan yerde namaz kılarken gördüm. Imran b. Husayn da böyle yapanlar¬dandı". Kimi alimler bunu mekruh görmemektedir. İnsanlara serbest bırakılması halinde, devlet başkanına yakın olmak ve zikri da¬ha iyi duyabilmek bakımından sünnete daha yakın olacağı için ben de bunda bir fazilet görürüm. Eğer buralarda namaz kılmak halka da serbest kılınırsa, o zaman mekruhluk ortadan kalkar. Ama sul¬tanın dostlarına mahsus kılındığı zaman, mekruhluk devam eder. Bazı alimler de minberin boşluğunda namaz kılmayı mekruh saymışlardır. Tabii bu, minberin safları keser hale getirilmesinden Öncedir. Onlara göre safların, minberin boşluğunu da geçecek şekil¬de ileri gitmesi bidatti. Sevri (ra) şöyle derdi: İlk saf, minberin önü¬nün dışında kalan safdır. İmama yaklaşması halinde fitneye veya bir afete kapılmaktan; mesela inkar etmesi gereken bir şey duy¬maktan, ipek, dibace giymek veya ağır silah kuşanarak namaz kıl¬mak gibi emir ve nehyi gerektirecek bir şey yapmasından endişe eden kimsenin ön saflardan uzak durması kalbi için daha selim, kafası için daha toparlayıcıdır. Böylece, önde gelenlerle mülaki ol¬maktan ve onlara bakmaktan uzak durmuş olur. Bu da, hem kalp selameti, hem de kafa rahatlığı için daha iyi ve daha hayırlıdır.
Alimler ve abidlerden bir cemaat, fîtne ve afetlerden selamette kalmak için, arka saflarda namaz kılmayı tercih ediyorlardı. Bişr b. el-Hars'a 'Cuma namazında, erkenden geldiğini, ama arka saf¬larda namaz kıldığını görüyoruz, neden?' diye sormuşlardı. O da şu cevabı vermiştir: 'Bizler, bedensel yakınlığı değil kalplerin yakınlı¬ğını isteriz'.
Bir keresinde Süfyan-ı Sevri (ra) Şuayb b. Harb'm minberin önünde Halife Ebu Cafer'in hutbesini dinlediğini gördü. Namazdan sonra yanma gittiğinde ona şöyle dedi: 'Senin bu adama bu kadar yakın olman kafamı meşgul etti. Kabul etmeyeceğin ama kalkıp da düzeltmesini isteyemeyeceğin bir söz söylememesinden nasıl emin olabildin?' daha sonra Abbasiler'in çıkardıkları siyah giyinme bida-tmdan bahsetti. Şuayb da şöyle dedi: 'Ey Eba Abdullah, bize gelen hadislerde imama yakın olun ve iyice dinleyin, denmiyor mu?' O za¬man Sevri şöyle dedi: 'Vay haline! O dediğin, hidayet rehberi raşid halifeler için geçerlidir. Halbuki bunlara ne kadar uzak olursan, Al¬lah Teala'ya o kadar yakın olursun!".
Ebu'd-Derda'dan da (ra) son safta namaz kılmanın faziletine dair bir hadis rivayet edilmiştir. Said b. Amir şöyle derdi: Ebu'd-Derda ile namaz kıldığımda saflarda geri kalmaya gayret eder, ni¬hayet en son safda namazını kılardı. Bir gün beraber namaz kıldı¬ğımızda, kendisine 'Safların en hayırlısı, ilkidir5 denilmiyor mu? di¬ye sordum. Bana, 'Evet, ama bu ümmet, bütün ümmetler arasında merhamet gören ve kendisine bakılan bir ümmettir. Allah Teala, bu ümmetten namaz kılan bir kula baktığı zaman, insanların en arka¬sında yer alanına mağfiret eder. Benim de arkaya kalmam, Allah Teala'nın bana da mağfiret edeceğine dair duyduğum umuttandır dedi. Bazı raviler, bu hadisi merfu kılarak Ebu'd-Derda'nm (ra) bu¬nu Allah Resulü'nden (sav) dinlediğini söylemişlerdir.
Cuma günü sadaka vermek, özellikle çok faziletli ve müstehap bir ameldir. İmam hutbede iken dilenene ve imam konuşurken ko¬nuşana verilenler dışında o gün verilen her sadakanın karşılığı misliyle arttırılır. Bunlar ise mekruh sayılır.
Salih b. Ahmed şöyle demiştir: Bir Cuma günü, imam hutbede konuşurken bir fakir sadaka istedi. Adam babamın yanındaydı, fa¬kat babama vermek istediği şeyi dilenene nasıl vereceğini anlata¬madı. Babam da o parayı ondan almadı.

_________________
İLİM BİR NOKTA İDİ CAHİLLER ONU ÇOĞALTTI
İNSANLAR VAV GİBİ DOĞAR BİRAZ DOĞRULDUKLARINDA KENDİLERİNİ ELİF ZANNEDERLER
HER ŞEY ELİFLE DÖNÜYOR ELİFE DÖNÜYOR
KORKAKLIKTA AR İLERLEMEKTE ŞEREF VE İTİBAR VAR İNSAN KORKMAKLA KADERDEN KURTULA
MAZ
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
haydarı kerrar

avatar

Mesaj Sayısı : 355
Kayıt tarihi : 02/07/10
Nerden : ANKARA

MesajKonu: Geri: Cuma Günü İzlenecek Adab Ve Müridin Cuma Günü Ve Gecesiyle İlgili Bilinmesi Gerekenler Hakkındadır   Cuma Eyl. 24, 2010 8:50 am

İbni Mesud (ra) şöyle demiştir: Bir kişi, camide dilendiği za¬man, hiç bir şey verilmemeyi hakeder. Kur'an okunurken dilenene de bir şey vermeyin. Alimlerden bir cemaat da insanların boyunla¬rına basarak cami içinde dilenenlere sadaka vermeyi mekruh say¬mışlardı. Ancak ayakta durarak veya bir kenarda oturarak kimse¬ye eziyet etmeden isteyene vermek mekruh görülmemiştir.
Ka'bu'l-Ahbar'dan şöyle bir söz rivayet edilmiştir: Cuma'ya şa¬hit olan ve namazdan sonra ayrılan kimse, iki farklı şey tasadduk etsin. Sonra dönsün ve iki rekat namaz kılsın, bu iki rekatta da rü¬ku, huşu ve secdesinin ihlaslı olmasına dikkat etsin. Sonra da şöy¬le dua etsin:
"Allahım, Sen'den Senin Rahman ve Rahim olan Allah isminle, Hayy ve Kayyum, uyku ve dalgınlıktan uzak olan Allah'tan başka ilah yoktur isminle niyaz ediyorum" diye niyazda bulunsun. Böyle niyaz edip de karşılanmayan isteği olmaz.
Selef-i Salih alimlerinden birinden daha değişik bir uygulama rivayet edilmiştir: Kim Cuma günü bir yoksulu doyurur, ardından erken vakitte camiye gider ve hiç kimseye eziyet etmez de imam selam verdikten sonra "Allahım, Sen'den Bismillahirrahmanirra-himil hayyil kayyum isminle bana mağfiret etmeni, merhamet bu¬yurmanı ve beni ateşten uzak tutmanı niyaz ediyorum"diye dua eder, sonra doğru gördüğü şekilde dua ederse, kendisine icabet olunur.
Cuma namazını kılarken imamın okumasını duyarsa sadece Fatiha suresini okuyup başka bir şey okumaz. Eğer imamın sesini duyamazsa, o takdirde Fatiha ile beraber başka bir sure de okuya¬bilir. İmamı duymasına rağmen onunla beraber Cuma suresini ve¬ya başka bir sureyi okuyan kimse, ümmete muhalefet etmiş ve Al¬lah Resulü'ne (sav) isyan etmiş olur. Bu davranışı, hiç bir İslâm mezhebinde uygun görülmez.
Cuma namazının selamı verildikten sonra kimseyle konuşma¬dan dizleri kırıp oturarak yedi kere Fatiha, yedi kere İhlas ve yedi¬şer kere de Felah ve Nas surelerini okunabilir. Bunun faziletiyle il¬gili Seleften rivayetler mevcuttur. Bunu yapan kimse, diğer Cu¬ma'ya kadar günahlardan korunur ve bu, onun için şeytana karşı bir zırh olur.
Cuma namazından sonra şu duayı okumak da müstehap görül¬müştür: "Allahümme ya Ganî ya Hamîd, ya Mübdi', ya Mu'îd, ya Rahîm, ya Vedûd, harama karşı beni helalinle müstağni kıl, fazlın¬la Sen'den başkasından da müstağni kıl!" Denilir ki bu dua ile Al¬lah Teala onu yarattıklarından müstağni kılar ve ummadığı yerler¬den rızkını verir.
Rivayete göre İbni Ömer (ra) dedi ki: "Allah Resulü (sav) Cuma namazından sonra iki rekat namaz kılardı" [74] Ebu Hüreyre de (ra) rivayet etti ki: "Allah Resulü (sav) Cuma'dan sonra dört rekat kı¬lardı". [75] Ali (kv) ve Abdullah (ra) rivayet ettiler ki, "Allah Resulü (sav) Cuma'dan sonra altı rekat kılardı". Eğer kişi altı rekat kılar¬sa, gelen bütün rivayetlerin gereğini yapmış olur.
İçmek ve sebil etmek niyetiyle mescidde su satın almak, onun mescidde satılan bir mal olmasını önlemek için mekruh sayılmış¬tır. Çünkü mescidde alışveriş yapmak aslen mekruh bir davranış¬tır. Eğer mescid dışından almış veya parasını dışarıda ödemişse o zaman içmek ve diğer insanlara ikram etmekte (=sebil) bir beis yoktur.
Sahabe'den (ra) bir cemaatın rivayetine göre caminin avlusun¬da namaz kılmak mekruhtur. Hatta bize ulaşan rivayetlerde, avlu¬da namaz kılanların tartaklandığı ve oradan kaldırıldıkları da bil¬dirilmekte ve buna sebep olarak da avluda namaz kılmanın caiz ol¬madığı hükmü belirtilmektedir.
Bize göre bu hüküm iki noktadan ele alınmalıdır: Büyük cami¬nin dış avlu duvarları yüksek olur ve içeriden taşan saflar, sanki içerdeki saflarla bitişik gibi bir halde bulunurlar ise bu mekruh de¬ğildir. Çünkü burası, caminin içi hükmündedir. Ama avlular cami duvarlarının dışında ve tamamen ayrı durumda iseler, bunlarda namaz kılmak mekruhtur. Aynı şekilde saflara bitişik olmayan ve camiden ayrı olan kısımlarda da gerek araya yol girmesinden ge¬rekse uzaklığından dolayı namaz kılmak mekruh görülmüştür. Bu tür mekanlarda cemaat namazına iştirak etmek caiz değildir. Bun¬larda namaz kılmaktan s akındır anlar, oralarda namazı mekruh sa¬yanlardır.
Kul, Cuma namazını kıldıktan Allah Teala'nm fazl ve lütfunu aramak için yeryüzüne yayılır. Ayette geçen 'Fazl=lütuf kelimesi, ilim taleb etmek ve ilim meclisinde dinleyici olmak anlamındadır.
Denir ki, Cuma gününün ecrinin ziyadesi ilim sahibi ve öğrenci için budur. Allah Teala buyurdu ki: "O sana bilmediklerim öğretti. Allah'ın senin üzerindeki lütfü gerçekten pek büyüktü". (Nisa/113) Yine Allah Teala şöyle buyurmaktadır: "Andolsun Biz Davud'a ka¬tımızdan bir lütuf verdik". (Sebe'/lO) Bu lütuf ilimdir. Çünkü ben¬zer bir ayette bu açıklanmaktadır: "Andolsun Biz Davud'a ve Sü¬leyman'a bir ilim verdik ve onlar 'Bize lütufta bulunan Allah'a hamdolsun, dediler". (Neml/15)
Enes b. Malik'den de (ra) "Namaz bittiğinde yeryüzünde yayılın ve Allah'ın lütfunu arayın" (Cuma/10) ayetinin tefsiriyle ilgili şu hadis rivayet edilmiştir: "Dikkat edin, bu; dünyalık aramak değil, aksine hasta ziyaret etmek, bir cenazede hazır bulunmak, bir din kardeşine misafir olmaktır". Muhakkak ki ilim müzakere etmek, insanlara ilim öğretmek, Allah Teala'yı hatırlatmak ve O'na davet etmek, diğer günlerden ziyade Cuma günü daha faziletlidir. Çünkü o, ziyadeli bir gündür. O gün kalplerde bir yönelme ve belirleme olur.
O gün Allah'ın zikrine koşmak, onu dinlemek, kıssacıların değil de zikr-i ilahinin olduğu meclislere katılmak çok daha faziletBkJift Dinleyen kişi, ecir bakımından konuşan kişinin ortağıdır. Denildi ki: Bu, rahmete daha yakınlaştırıcıdır. Alimler, özellikle de Cuma günü kıssacıların meclislerine oturmayı mekruh saymışlardır. Çünkü kıssacılar, sabahın erken saatlerinde, ilk ve ikinci saatte ca¬mide bulunup hikayaler anlatmaya başlıyorlardı. Oysa bu vakitler, Kitab'da da belirtildiği gibi o günün en faziletli vakitlerindendir.
Kişi, Cuma günü sabah erken vakitte veya namazdan sonra Al¬lah'ı bilen, O'nu zikrettiren ve O'nun yolunu gösteren, dünyada zühd ve takva sahibi olan ahiret alimlerinden birine rastlarsa onun meclisine oturup kendisinden ilim dinlemelidir. Eğer dini ilimlerde konuşan bir müfti gelirse ve kulun da bu bilgilere ihtiyacı varsa, onun meclisine oturması daha hayırlı olur.
Cuma günü camilerde kurulan ilim meclisleri, Cuma'nın zinet-lerinden ve onun lütfunu tamamlayıcılardandır. Hasan el-Basri (ra) şöyle derdi: Alimlerin meclisleri dışında dünya karanlıktır. Eğer kul, bu şekilde katılacak bir meclis bulamazsa, o zaman gü¬nün beşinci virdi olan öğle ile ikindi arasındaki virdini ihya eder.
Cuma günü ikindi namazını da camide kılmak müstehaptır. An¬cak bir özür olması halinde camide kılmayabilir. Eğer güneşin çö¬küşüne kadar camide oturulursa, sevap bakımından çok daha ha¬yırlıdır. Çünkü Cuma'nın beklenen saatinin bu vakitler olması muhtemeldir. Camide kalması, fitne, yapmacıklık ve gereksiz ko¬nuşmalardan emin olması halinde daha iyi olur.
Denir ki, ikindi namazını camide kılana bir hac sevabı yazılır. Akşam namazını camide kılana ise, bir umre sevabı verilir. Şayet bir afete mübtela olmaktan endişe eder veya yapmacıklık ya da ge¬reksiz konuşmalara dalmaktan emin olamazsa Allah'ı zikretmek, ayetleri ve güzel nimetleri üzerinde düşünmek üzere evine gitmesi daha hayırlı olur. Evinde veya semtinin mescidinde iken de güne¬şin batma vaktini, teşbih, zikir, istiğfar ve dua ile geçirmeye itina gösterir. Böyle yapması, kendisi için daha hayırlıdır.
Seleften bir alim şöyle demiştir: Cuma günü nasibi en bol olan kimse, güneşin batış vaktine itina gösteren ve onu bir gün önceden bekleyen kimsedir. O gün nasibi en az olan kimse ise, Cuma saba¬hı kalktığında 'Bugün günlerden nedir?' diye sorandır. Seleften ba¬zıları, Cuma namazına erkenden katılabilmek için geceyi camide geçirirlerdi. Hatta bazıları, Cumartesi gecesini de camide geçirir, Cuma'mn ziyadesinden de istifade etmeye çalışırlardı.
Selef-i Salih'in büyük çoğunluğu sabah namazını camide kılar ve erken gelmiş olmak, Cuma'mn ilk saatine tevafuk etmek ve Kur'an-ı Kerim'i hatmetmek için camide oturarak namaz vaktini beklerlerdi. Müslümanların çoğunluğu ise, sabah namazını semt mescidlerinde kılarlar, oradan camiye giderlerdi.
Denildi ki, İslâm'da çıkarılan ilk bidat, camilere erken gitme adetinin terke dilmesidir. Asr-ı Saadet devrinde seher vakti baktığı¬nızda sabah namazından sonra sokakların insanlarla dolu olduğu¬nu ve kalabalıkların camiye doğru yürüdüğünü görürdünüz. Bu¬gün sadece bayramlarda gördüğünüz bu manzara, o devirde her Cuma günü yaşanırdı. Zaman içinde bu güzel adet, körelmeye, azalmaya, bilinmemeye ve terkedümeye başlandı.
Müslümanlar, Pazar günü kiliselerine kendilerinin camiye gi¬dişlerinden daha erken giden hıristiyan zımmîleri görüp de utan¬mıyorlar mı? Veya cami avlusunda yiyecek satmak için erkenden camiye giden kimelere bakıp da hiç düşünmüyorlar mı ki bu insan¬ları oraya çeken şey, dünyalık kazançlardır. Ahiret kazancı peşinde koşmaları gereken müslümanlann onlardan daha erken gitmeleri gerekmez mi? İmanlı müslümanlann, yiyecek satıcılanyla yanş-malan ve Rablerinin nzasına yakın olmak için onlardan Öne geç¬meleri gerekmez mi?
Mümin kul, Cuma günü diğer günlerden daha fazla virde ve amele sahip olmalıdır. Bu mübarek günü Rabbine tahsis etmeli, eğer Cumartesi gününü yapamıyorsa bugünü ahiretinin günü kıl¬malıdır. Cuma günü, ardarda gelen virdleri ve bilinenden fazla ya¬pılan zikirleriyle çok hususi bir gündür. Kul, dünyevi ticaret ve ticari gayeler uğruna hazırlık yaptığı Cumartesi günü için yaptıkla¬rını kesinlikle Cuma için yapmamalıdır.
Cuma gününe dünyevi maksatlarla Perşembe gününden hazır¬lanmak, mekruh görülmüştür. Bu meyanda, Cuma günü için yiye¬cek hazırlamak, çeşitli lüks hazırlıklar yapmak, yiyecek ve içecek¬ler hazırlamak mekruhtur.
Ehl-i Beyt (ra) senediyle, -üzerinde durulması gereken- şöyle bir hadis rivayet edilmiştir: Allah Resulü (sav) buyurdu ki: "Ümmetim üzerine Öyle bir zaman gelecektir ki, tıpkı yahudilerin Cumartesi gü¬nüne Cuma akşamından hazırlanmaya başlamalan gibi, Cuma gü¬nü yapacakları dünyevi işleri için Perşembe akşamından hazırlan¬maya başlayacaklardır. Müminler, o gün ancak ahiretleri için hazır¬lık yapar, güzel virdlere devam edip günlük virdlerini arttınrlar".
Ebu Muhanımed Sehl (ra) şöyle derdi: Şu günlerde dünyevi ra¬hatlık alan kimse, uhrevi rahatlık alamaz; ... ve Cuma günü. Yine o şöyle derdi: Cuma günü ahiretten olup dünyadan değildir. Bir alim de şöyle demiştir: Eğer Cuma günü olmasaydı, şu dünyada kalmak istemezdim.
Ümmetin havassı nezdinde bu gün, ilimlerin ve nurlann, hiz¬met ve zikirlerin günüdür. Çünkü Cuma günü Allah Teala katında ağırlığı bakımından faziletli bir gündür. İbni Abbas (ra) senediyle Mücahid'den (ra) şöyle bir garib hadis rivayet edilmiştir: Allah Re¬sulü (sav) buyurdu ki: "Cuma günü meşguliyetlerinizi bırakın. Çünkü o, namaz ve teheccüd günüdür". Cafer-i Sadık'tan da (ra) şu söz rivayet edilmiştir: Cuma günü, Allah Teala'mn günüdür. O
gün yolculuk yapılmaz.
"Allah'ın fazlını arayın" (Cuma/10) buyruğunun tecellisinin, o mübarek günde bol bol namaz kılmak, belli sureleri okumak, Allah Resulü'ne (sav) salatü selam göndermek ve zikrin her nevini yap¬mak olduğunu daha önce belirtmiştik.
Cuma gecesini zikirle geçirmek müstehaptır. Çünkü o, hafta¬nın geceleri arasında en faziletli olandır. İmkan bulan her mümin, bu geceyi ihya etmelidir. Allah Teala, sadık müridine her mübarek zamanda bir imkan verir. O, bir kulunu sevdiği zaman ona, fazi¬letli vakitlerde amellerin en faziletlilerini eda etmeyi kolaylaştınr. Gazap ettiği kulunu ise, azabım daha acıklı kılmak için faziletli
vakitlerde en kötü işleri yapmaya sevkeder. Çünkü o, mübarek va¬kitlerin bereketinden mahrum kalarak ve o vakitlerin hürmetini ihlal ederek kendini Allah Teala'nın daha ağır bir gazabına maruz bırakır.
Cuma gününe mahsus olan zikirleri ve o gece yüceltilmesi gere¬ken isimleri dört başlıkta anlatabiliriz:
1. Kırk isim vardır ki İdris (as) o gece bu isimlerle dua etmiştir. Hasan el-Basri (ra), Musa'nın da (as) bu isimlerle dua ettiğini zik¬retmiştir. Bunlar, Allah Resulü'nün (sav) dualarında da yeralmış isimlerdir.
2. Zahid İbrahim b. Edhem (ra) bu isimlerle her Cuma günü sa¬bah akşam onar kez dua ederdi. Bu, onun Cuma günü için yaptığı hususi amellerdendi.
3. Ali'den (kv) rivayet edildi ki Allah Resulü (sav) şöyle buyur¬muştur: "Allah Teala her gün ve gece Zatını yüceltir".
4. Ebu'l-Mu'temer olarak da bilinen Süleyman et-Temimi'nin (ra) tesbihatıdır ki bununla ilgili şu haber nakledilmiştir: Bir şehid vefatından sonra rüyada görülmüş ve kendisine 'Orada gördüğün amellerin en faziletlisi hangisiydi?' diye sorulduğunda 'Ebu'l-Mu'temer'in tesbihatımn Allah katında yakın bir makamı olduğu¬nu gördüm' demişti.
Bu tesbihatı ve Allah Teala'nın kendi Zatı'nı nasıl yücelttiğini kitabımızın ilk kısmında nakletmiştik ve sabahın ilk vaktinde ve güneşin batışından önceki vakitlerde okunması gereken seçme du¬alarla birlikte zikretmiştik. Bu sebeble bunları tekrarlamayı uygun görmüyoruz. Ama diğer iki başlıkta yeralan isimleri daha önce an¬latmadığımız için burada nakletmeyi münasip görüyoruz:
îdris Peygamberin (as) duasını bize Hasan b. Yahya el-Şahid; Kasım b. Davud el-Karatisi- Abdullah b. Muhammed el-Kareşî-Mu-hammed b. Sa'id el-Müezzin- Sellam et-Tavil senediyle Hasan el-Basri'den (ra) rivayet etmiştir. O dedi ki: "Allah Teala, İdris'i (as) kavmine peygamber olarak gönderdiği zaman ona bu isimleri öğ¬retmiş ve ona şöyle vahyetmişti: 'Bu isimleri sessiz olarak içinden söyle ve onları halkına bildirme, yoksa Bana onlarla dua ederler". İdris (as) Allah Teala'ya bu isimlerle dua etmiş, O da kendisini pek yüce bir makama yükseltmiştir.
Allah Teala daha sonra bu isimleri Musa'ya (as) öğretti. Ondan sonra da Muhammed'e (sav) öğretti. Allah Resulü de (sav) Ahzab gazvesinde bu isimlerle dua etti". Hasan (ra) dedi ki: "Haccac'm zulmünden saklanıyordum. Bu isimlerle dua ettim ve Allah Teala beni onun kötülüğünden uzak tuttu. Bulunduğum yerlere altı kez geldi, her defasında bu isimlerle dua ettim. Allah Teala da onun ve adamlarının beni görmelerini engelledi. Siz de Allah Teala'ya bu isimlerle dua edip bütün günahlarınız için mağfiret dileyin, dünya ve ahiretle ilgili ihtiyaçlarınızı niyaz edin, Allah'ın izniyle onlara nail olursunuz. Onlar, Allah Teala'nın isimleri ve sayıca tevbe gün¬leri kadar olup kırk adettir:
"Seni teşbih ederiz ki Sen'den başka ilah yoktur. Ey her şeyin Rabbi, varisi, rızık vereni, merhamet edeni, ey ilahların ilahı, cela¬li ile yüce. Bütün fiillerinde övülen ya Allah, ey her şeyin Rahman ve Rahimi, daimi mülkünde ve bekasında hiç bir canlı yokken va¬rolan Hayy, ilminden hiç bir şeyin gizli olmadığı ve zarar vereme¬diği Kayyûm, her şeyin başlangıcında ve sonunda varolan Vâhid-i Baki, mülkü zeval ve fena bulmayacak olan Dâim, benzeri hiç bir şey olmayan Samed, dengi olmayan Bari', vasfı izin mekan olma¬yan, Sen ey Kebir ki, kalpler O'nun azametinin sıfatına bir türlü eremez. Ey diğerlerinden hali olarak benzersiz şekilde nefisleri ya¬ratan Bari', her türlü afetten uzak olan Zâkî, lütfunun bakışlarıyla bütün yarattıklarına nimeti geniş olan Kâfi, razı olmadığı ve fiili¬nin karışmadığı her zulümden uzak olan Nakî, her şeyi rahmetin ilminle kuşatan Sen'sin ey Hannân, ihsanı bütün varlıkları kuşa¬tan ey Mennân, bütün varlıkların azametine teslim olduğu ey Dey-yân, ey yerlerde ve göklerdekileri yaratıp kendine döndüren Hâlık, sıkıntılı ve feryatkâr her kula acıyan Rahim, ey lisanların mülkü¬nün azamet ve yüceliğini tavsif edemediği Tâmm, ey yarattıkları¬nın hiçbirinde başkasından yardım istemeyip harikalar yaratan Mubdi'-i Bedâ'i, yarattıklarından hiçbirinin kendinden habersiz kalamadığı Allâm-ı Guyûb, ey yarattıklarından hiçbirinin denk olamadığı iyilik sahibi olan Halim, ey sessizce çağırması halinde bütün yokettiklerini tekrar diriltecek olan Mu'îd, ey bütün yarat¬tıklarını lütfuyla kuşatarak fiilleri Övülen Hamid, ey hiçbir şeyin denk olamayacağı şekilde emrine galib gelen Aziz-i Menf, ey ken¬disinden intikam alınamayan yakalaması şiddetli olan Kahir, ey herşeyden daha yüksek olan Karib-i Müte'âl, ey yüce gücüyle bü¬tün azgın inatçıları ezen Kahir, ey karanlıkları nuruyla yararak onlara yol gösteren herşeyin Nui^u, ey herşeyin üstünde yüksek ve yüce olan 'Ali, ey her türlü kötülükten beri ve hiçbirşeyin kendisi¬ne denk olmadığı Kuddüs, ey mahlukatı yaratan ve öldürdükten sonra tekrar diriltecek olan Mübdi', ey herşeyden büyük, emri adil vaadi sadık olan Celil, ey zihinlerin mecd ve senasının künhüne eremedikleri Mahmûd, ey her şeyi adaletiyle kaplayan affedici Ke¬rim, ey izzet, kibriya, mecd ve iftihara değer övgüye sahip olan ve izzeti zelil edilemeyen Azim, ey dillerin nimet ve senasını nutkede-mediği Acîb, ey bütün sıkıntılarımda yardımıma koşan, ey her du¬amda bana icabet eden, ey Rabbim!
Allahım! Sen'den peygamberin Muhammed'e salat ve selam et¬meni, dünya ve ahiret cezalarından azatlığı, bana kötülük etmek isteyen zalimlerin gözlerini benden çevirmeni, bana karşı gizledik¬leri kötülüğü kalplerinden savmanı niyaz ediyorum. Buna Sen'den başkasının gücü yetmez. Allahım, bu dua benden, kabul etmek Sen'den, bu çaba benden Tevekkül edilmek Sen'den, Allah'tan baş¬ka engelleyici ve güç yoktur. O, efendimiz Muhammed'e ve onun yakınlarına salat-ü selam etsin".
ibrahim b. Edhem'in (ra) duası ise şöyledir: Ahmed b. el-Mavsı-li el-Vekil b. el-Müvekkei bize, Ca'fer b. Nasır el-Hawas el-Horasa-ni ve ibrahim b. Edhem'in hizmetçisi İbrahim b. Beşşar senediyle rivayet etti ki: İbrahim b. Edhem Cuma günü sabaha erdiğinde ve akşama çıktığında ziyade gününü, yeni sabahı ve her şeyi görüp yazanı selamlayarak şu duayı ederdi: Bugünümüz bayramdır ve bi¬ze şöyle dua etmemiz yazılmıştır:
"Hamid, Mecid, Refî', Vedûd, mahlukatma dilediğini yapan Al¬lah'ın adıyla. Allah'a iman etmiş, karşılaşmasını tasdik etmiş, hüccetini itiraf etmiş, günahlarımdan istiğfar etmiş, Allah'ın Rab-lığma boyun eğmiş, O'nun dışındakilerin ilahlığını inkar etmiş, Allah'a muhtaç, Allah'a mütevekkil, Allah'a tevbe etmiş, Allah'a, meleklerine, resullerine, Arşı'nm hamillerine, yaratılanlara ve onları yaratana kendisinden başka ilah olmayacak ve ortak kıl¬mayacak şekilde ve Muhammed'in de O'nun kulu ve Peygamberi olduğuna, cennetin hak, cehennemin hak, havzm hak, şefaatin hak, münker ve nekirin hak, Seninle karşılaşmanın hak, vaadinin hak ve kıyametin de kesinlikle gelecek olduğuna şehadet etmiş olarak sabahladım. Şehadet ederim ki Allah Teala kabirlerde olanları diriltecektir. Ben de Allah Teala'nm izniyle bütün bunla¬ra iman ederek yaşar, bunlara iman etmiş olarak Ölür ve bu iman üzere hasredilirim.
Allahım! Sen benim Rabbimsin, Sen'den başka hiç bir ilah yok¬tur. Beni de Sen yarattın ve ben, Senin kulunum. Gücüm yettikçe, Sana olan ahdim ve vaadim üzereyim. Allahım, bütün şer sahiple¬rinin şerrinden Sana sığınırım.
Allahım, ben kendime zulmettim, günahlarımı bağışla. Mu¬hakkak ki günahları Sen'den başkası bağışlamaz. Allahım, bana ahlakın en güzelini göster, muhakkak ki onun en güzelini Sen'den başkası gösteremez.
Allahım, ahlakın kötüsünü de benden sav, muhakkak ki onun kötüsünü Sen'den başkası savamaz. Senin emirlerine ramım, ba¬şım üstüne. Ben, Senin için varım. Hayrın tamamı da Senin elin¬dedir. Sana istiğfar eder, Sana tevbe ederim. '
Allahım, gönderdiğin peygamberlere iman ettim.
Allahım! indirdiğin bütün kitablara iman ettim.
Allahım, efendimiz Muhammed'e, onun yakınlarına salat ve se¬lam et. Bu salat sözü, konuşmamın başı ve sonudur.
Allahım, peygamber ve resullerinin hepbine salat ve selam et. Amin ya Rabbe'l-alemin.
Allahım, bizi onun havzma getirt, onun kadehinden soğuk ve hoş bir içecek içirt de ondan sonra bir daha sus akmayalım. Bizi onun zümresinde hasret, yardımsız ve pişman, ahdi bozan, fitneye düşürülen, kuşkuya kapılan, sapıtan ve gazap edilenler olmaktan koru.
Allahım, beni dünyanın fitnelerinden muhafaza et ve sevdiğin ve razı olduğun amellerde muvaffak kıl. Halimi İslah et. Beni dün¬ya hayatında ve ahirette kavl-i sabit ile sebatkâr kıl. Zulmetsem de beni saptırma. Seni teşbih ederim, Seni teşbih ederim.
Ey 'Alî, ey Azim, ey Rahim, ey Aziz, ey Cebbar!
Bütün semavatm teşbih ettiği Allah her türlü noksandan mü¬nezzehtir. Dağların sesleriyle, denizlerin dalgalarıyla, balıkların lisanlanyla, gökyüzündeki yıldızların ışıklarıyla, ağaçların kökle¬riyle ve yapraklarıyla, yedi kat gök ve yedi kat yerin ve bunlarda varolan bütün canlıların teşbih ettikleri Allah, her türlü noksan¬dan münezzehtir. Seni teşbih ederiz, Seni teşbih ederiz ey Hayy, ey Halim. Seni teşbih ederiz ki Sen'den başka ilah yoktur ve tek-sindir ortağın yoktur; can verir, can alırsın. Halbuki Sen daima dirisin asla ölmezsin. Hayır tamamen elindedir ve Sen her şeye güç yetirensin".
Kul, Cuma günü ve gecesi bu dört dua ile dua ettiği zaman, Al¬lah Teala onun amelini kemale erdirmiş ve üzerindeki fazlını ta¬mamlamış olur. Eğer buraya kadar zikrettiğimiz amel, zikir ve du¬aları iyi bir şekilde ifa eder, zikrettiğimiz kötü söz ve fiillerden uzak durursa Cuma ehlinden sayılır ve nasibi ziyadesiyle verilir. Onun yaptığı bu halis amel ve sadık zikirler, Allah Teala katında şükre değer bulunur. Cuma ile ilgili hükümler ve Cuma adabına dair anlatacaklarımız bunlardır. [76]

EBU TALİB EL-MEKKİ (K.S) KUTU’L-KULUB

_________________
İLİM BİR NOKTA İDİ CAHİLLER ONU ÇOĞALTTI
İNSANLAR VAV GİBİ DOĞAR BİRAZ DOĞRULDUKLARINDA KENDİLERİNİ ELİF ZANNEDERLER
HER ŞEY ELİFLE DÖNÜYOR ELİFE DÖNÜYOR
KORKAKLIKTA AR İLERLEMEKTE ŞEREF VE İTİBAR VAR İNSAN KORKMAKLA KADERDEN KURTULA
MAZ
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
gül-as

avatar

Mesaj Sayısı : 63
Kayıt tarihi : 05/07/10

MesajKonu: Geri: Cuma Günü İzlenecek Adab Ve Müridin Cuma Günü Ve Gecesiyle İlgili Bilinmesi Gerekenler Hakkındadır   Cuma Eyl. 24, 2010 11:33 am

ALLAH RAZI OLSUN CUMANIZ MÜBAREK OLSUN HOCAM
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
haydarı kerrar

avatar

Mesaj Sayısı : 355
Kayıt tarihi : 02/07/10
Nerden : ANKARA

MesajKonu: Geri: Cuma Günü İzlenecek Adab Ve Müridin Cuma Günü Ve Gecesiyle İlgili Bilinmesi Gerekenler Hakkındadır   Cuma Ekim 01, 2010 8:42 am

Amin cümlemizden Razı olsun inşallah sizinde Cumanız Mubarek olsun kardeşim.vesselam

_________________
İLİM BİR NOKTA İDİ CAHİLLER ONU ÇOĞALTTI
İNSANLAR VAV GİBİ DOĞAR BİRAZ DOĞRULDUKLARINDA KENDİLERİNİ ELİF ZANNEDERLER
HER ŞEY ELİFLE DÖNÜYOR ELİFE DÖNÜYOR
KORKAKLIKTA AR İLERLEMEKTE ŞEREF VE İTİBAR VAR İNSAN KORKMAKLA KADERDEN KURTULA
MAZ
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Sponsored content




MesajKonu: Geri: Cuma Günü İzlenecek Adab Ve Müridin Cuma Günü Ve Gecesiyle İlgili Bilinmesi Gerekenler Hakkındadır   

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Cuma Günü İzlenecek Adab Ve Müridin Cuma Günü Ve Gecesiyle İlgili Bilinmesi Gerekenler Hakkındadır
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» Mod, medyan
» Astral seyahat hakkında...(Soru cevap )

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
buharalıbilvanisli.com :: İslam Ahlakı ve Tasavvuf :: Nakşibendi :: Mektubat-ı Rabbani :: Mektubat-ı Hazret :: Minah :: İşaretler :: Gavs Abdulhakim (k.s.a) Sohbetler :: Diğer Tasavvufi Eserler-
Buraya geçin: