buharalıbilvanisli.com

Sofilerin Buluşma Noktası Buhara
AnasayfaAnasayfa  TakvimTakvim  GaleriGaleri  SSSSSS  AramaArama  Üye ListesiÜye Listesi  Kullanıcı GruplarıKullanıcı Grupları  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  
buharalıbilvanisli.com Son Konular
KonuYazanGönderme Tarihi
Salı Şub. 08, 2011 11:13 am
Cuma Ocak 28, 2011 9:56 am
» ykmz
Salı Ocak 11, 2011 10:43 pm
» ykmz
Salı Ocak 11, 2011 10:41 pm
Çarş. Ocak 05, 2011 8:01 am
Çarş. Ocak 05, 2011 7:57 am
Çarş. Ocak 05, 2011 7:40 am
Salı Ocak 04, 2011 6:58 pm
Salı Ocak 04, 2011 6:32 pm
Salı Ocak 04, 2011 6:32 pm
Salı Ocak 04, 2011 9:37 am
Ptsi Ocak 03, 2011 7:15 pm
Ptsi Ocak 03, 2011 7:02 pm
Ptsi Ocak 03, 2011 6:55 pm
Ptsi Ocak 03, 2011 6:43 pm
Ptsi Ocak 03, 2011 6:27 pm
Perş. Ara. 30, 2010 10:23 am
Perş. Ara. 30, 2010 8:27 am
Paz Ara. 26, 2010 2:53 pm
Paz Ara. 26, 2010 2:43 pm
Cuma Ara. 24, 2010 8:11 pm
Cuma Ara. 24, 2010 1:34 pm
Cuma Ara. 24, 2010 8:50 am
Perş. Ara. 23, 2010 1:19 pm
Perş. Ara. 23, 2010 8:12 am

Paylaş | 
 

 Mektubat-ı Rabbani 292. mektup (Çok önemli)

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
perverde

avatar

Mesaj Sayısı : 131
Kayıt tarihi : 01/07/10
Yaş : 36
Nerden : Kocaeli/İzmit

MesajKonu: Mektubat-ı Rabbani 292. mektup (Çok önemli)   Ptsi Kas. 01, 2010 5:13 pm

Bu yolun sâlikleri ikiye ayrılır:Yâ mürîd olurlar, yâhud murâd olurlar. Murâd olanlara müjdeler olsun! Cezb ve muhabbet yolundan, bunları durmadan çekerler. Aradıklarına ulaşdırırlar. Lâzım olan her edebi, pîr yardımı ile veyâ arada pîr olmadan, bunlara öğretirler. Yanıldıkları zemân, haber verirler. Ondan dolayı birşey yapmazlar. Eğer rehbere ihtiyâcı olursa, kendisi aramadan, uğraşmadan ona kavuşdururlar. Kısaca, Allahü teâlânın sonsuz olan ihsânı, onun her zemân imdâdına yetişir. Sebeb yaratarak veyâ sebebsiz olarak, işini görürler. Şûrâ sûresi onüçüncü âyetinde meâlen, (Allahü teâlâ, dilediğini seçerek kendine kavuşdurur) buyuruldu.
Tâlib olanların, arada vâsıta olmadan kavuşmaları çok güçdür. Cezbe ve sülûk ni'metlerine kavuşmuş olan, Fenâ ve Bekâ ile şereflenmiş olan, (Seyr-i ilallah) ve (Seyr-i fillah) ve (Seyr-i anillah-i billah) ve (Seyr-i-fil-eşyâ'i billah) yollarını geçmiş olan bir vâsıtanın yardımı lâzımdır. Bunun cezbesi, sülûkünden önce olmuş ise ve murâdlardan olarak yetişdirilmiş ise, bulunmaz bir ni'metdir. Onun sözleri, ölmüş kalbleri diriltmek için devâdır. Bakışları şifâdır. Taş kesilmiş kalbler, onun muhabbetine kavuşmakla yumuşak olur. Böyle devletli bir rehber ele geçmezse, meczûb olan sâlik de, büyük bir ni'metdir. Bu da tâlibleri yetişdirebilir. Onun yardımı ile, Fenâ ve Bekâ ni'metine kavuşurlar.

Gökler, Arşa bakılırsa aşağıdır.
Yoksa, toprağa göre, çok yüksekdirler.

Allahü teâlânın lutfü ve ihsânı ile, böyle olgun ve oldurabilen bir zât ele geçerse, onun şerefli vücûdünün kıymetini bilmelidir. Kendini ona tâm teslîm etmelidir. Kendi se'âdetini onun rızâsına kavuşmakda aramalıdır. Onun râzı olmadığı şeyleri, kendi için felâket bilmelidir. Kısaca, bütün istekleri, onun rızâsına kavuşmak olmalıdır. Peygamberimiz ?aleyhi ve alâ âlihissalevâtü vetteslîmâtü etemmühâ ve ekmelühâ", (Bir kimsenin bütün istekleri, benim getirdiğim şeyler olmadıkça, îmân etmiş olmaz) buyurdu.
Sohbetin edeblerine uymak ve şartlarını gözetmek, bu yolda herhâlde lâzımdır. Feyz yolu, ancak bununla açılır. Bunlar gözetilmezse, hiçbirşey elde edilemez. Ondan ?kaddesallahü teâlâ aleyhim ecma'în" fâide elde edilemez. Çok lâzım olan edeblerden ve şartlardan birkaçını bildiriyorum. Cân kulağı ile dinleyiniz:
Tâlib, gönülden, herşeyi çıkarıp, bütün varlığı ile pîrine bağlanmalıdır. Onun yanında, ondan izn almadan, nâfile ibâdet ve zikr yapmamalıdır. Onun yanında iken, ondan başka hiçbirşeye bakmamalıdır. Bütün gücü ile, ona bağlanıp oturmalıdır. O emr etmedikce, zikr bile yapmamalıdır. Onun yanında farz ve sünnet nemâzlardan başka nemâz kılmamalıdır. Bir sultânın vezîri, sultânın yanında iken, kendi elbisesine bakar. Eli ile kuşağını düzeltir. O anda, sultân ona bakıyordu. Kendinden başkası ile olduğunu görünce, onu azarlıyarak, benim vezîrim olasın da, benim karşımda, elbisenin kuşağı ile oynıyasın. Buna dayanamam diyerek onu azarlar. Düşünmelidir ki, bu alçak dünyânın işleri için, ince edeblere dikkat edilince, Allaha kavuşduran işlerde edebleri tâm ve olgun olarak gözetmek ne kadar çok lâzım olacağı anlaşılır. Kendi gölgesi, onun elbisesine veyâ gölgesine düşmiyecek bir yerde durmağa veyâ oturmağa dikkat etmelidir. Onun nemâz kıldığı yere hiçbir zemân basmamalıdır. Onun abdest aldığı yerde abdest almamalıdır. Onun kullandığı kabları kullanmamalıdır. Onun yanında, birşey yimemeli, içmemeli ve kimse ile konuşmamalıdır. Hiç kimseye, hiçbir yere bakmamalıdır. O yok iken, onun bulunduğu yere doğru ayak uzatmamalıdır. O yere doğru tükürmemelidir. Onun her yapdığını, her söylediğini, yanlış görünse bile, doğru ve iyi bilmelidir. O herşeyi ilhâm ile ve izn ile yapar. Bunun için, hiçbir işine, birşey söylenemez. İlhâmında hatâ olsa bile, ilhâmda yanılmak, ictihâdda yanılmak gibidir. Ayıplamak ve karşı gelmek câiz olmaz. Bu yolda vâsıta olanı seven bir kimseye, Onun her yapdığı ve her sözü sevgili gelir. Ona karşılık vermenin yeri olmaz. Her işde, yimekde, içmekde, elbise giymekde, yatmakda ve ibâdetlerde, hep ona uymalıdır. Nemâzı onun gibi kılmalıdır. Fıkhı, onun ibâdetlerini görerek öğrenmelidir.

Bir güzelin yanında bulunsa kişi,
Bağ ve bostân ve güllerle olmaz işi.

Onun hiçbir işine, hiçbir sözüne, hardal dânesi kadar bile karşılık vermemelidir. Karşılık veren mahrûm kalmakdan kurtulamaz. İnsanların en aşağısı, bu büyüklerde kusûr gören kimsedir. Allahü teâlâ, bu büyük belâdan bizleri korusun! Onda bir hârika, bir kerâmet aramamalıdır. Gönlünden böyle birşey geçirmemelidir. Bir mü'minin, bir Peygamberden, bir mu'cize istediği, hiç görülmüş müdür? Kâfirler ve inanmıyanlar mu'cize ister.

Mu'cizeden maksad, düşmanı kırmakdır.
Nebîyi sevmek demek, ona uymakdır.

Îmâna gelmez herkes, mu'cize ile,
Îmâna kavuşur insân muhabbetle.

Gönlünde bir şübhe hâsıl olursa, hemen bildirmelidir. Şübhesi çözülmezse, kusûru kendinde bilmelidir. Pîrde hiçbir kusûr görmemelidir. Rü'yâlarını ondan saklamamalıdır. Ta'bîrlerini ondan beklemelidir. Kendi yapdığı ta'bîri de söylemeli, doğru olup olmadığını sormalıdır. Kendi keşflerine güvenmemelidir. Bu dünyâda, doğru ile yanlış karışıkdır. Haklı ile haksız bir aradadır. Sıkışmadıkça ve izn almadıkça ondan ayrılmamalıdır. Ondan ayrılıp başkasına gitmek, mürîdliğe yakışmaz. Sesini, onun sesinden yükseltmemelidir. Onunla yüksek sesle konuşmak, edebsizlik olur. Kendine gelen her feyzi, her keşfi, ondan bilmelidir. Rü'yâda, başka şeyhlerden feyz geldiğini görürse, onları da, kendi şeyhinden bilmelidir. Bütün üstünlüklerin ve feyzlerin onda bulunduğunu, kendisine uygun olan feyzi, bu feyze uygun olan bir zât şeklinde olarak Ondan geldiğini ve onun latîfelerinden, o feyze uygun bir latîfenin, o zât şeklinde göründüğünü bilmelidir. Kendisi yanılarak, Onun latîfesini, başka zât sanmış, feyzi ondan geliyor bilmişdir. Bu büyük bir yanılmakdır. Hak teâlâ yanılmakdan korusun! İnsanların en üstünü hürmetine, se'âdete vâsıta olan zâta inancı ve sevgiyi doğru eylesin ?aleyhi ve alâ âlihissalevâtü vetteslîmât". Kısacası, (Tesavvuf başdan başa edebdir), ata sözü olmuşdur. Edebi gözetmiyen bir kimse, Allahü teâlâya kavuşamaz. Edeblerden birkaçını yapamadığı için üzülürse ve edebleri yerine getiremezse ve uğraşdığı hâlde başaramazsa, afv olunur. Fekat, kusûrunu bildirmesi lâzımdır. Eğer Allah korusun, edebleri gözetmez ve bundan dolayı üzülmezse, bu büyüklerin fâidesine ve bereketine kavuşamaz.

Se'âdet yazılmamışsa bir kimseye,
Fâidelenmez Peygamberi görse de.

Bir kimse, vâsıtanın yardımı ile Fenâ ve Bekâ mertebesine kavuşarak, ilhâm ve firâset yolu kendisine açılırsa ve Ondan bu müjdeyi alırsa ve kemâle geldiğini işitirse, o zemân, ilhâm olunan birkaç şeyde Ona uymaması ve kendi ilhâmına göre hareket etmesi câiz olur. Çünki böyle yükselen bir mürîd, rehbere uymakdan kurtulmuşdur. Başkasına uyması hatâ olur. Resûlullahın ?sallallahü aleyhi ve sellem" Eshâbı ictihâd işlerinde ya'nî Kur'ân-ı kerîmde ve hadîs-i şerîflerde açıkca bildirilmemiş olan şeylerde, O Serverin ictihâdından ayrılmışlardır. Bunların birkaçında, Eshâbın ictihâdı doğru olmuşdur. Çok okuyanlar, böyle olduğunu bilirler. Bundan anlaşılıyor ki, olgunlaşan birinin vâsıtaya uymaması câizdir. Ona uymaması edebsizlik olmaz. Hattâ bu mertebenin edebi, ona uymamakdır. Eğer böyle olmasaydı, edeblerin en yüksek mertebesine varmış olan Eshâb-ı kirâm, hiç uymamazlık etmezlerdi. İmâm-ı Ebû Yûsüfün, ictihâd mertebesine yükseldikden sonra, imâm-ı a'zam Ebû Hanîfeye uyması doğru değildir. Kendi re'yine uyması, İmâm-ı a'zama uymaması doğrudur ?radıyallahü anhümâ". İmâm-ı Ebû Yûsüfün, (Kur'ân-ı kerîmin mahlûk olup olmamasında, Ebû Hanîfe ile altı ay çekişdim) dediği meşhûrdur. San'atların ilerlemesi, düşüncelerin birbirlerine eklenmesi ile olur. Bir düşünce ile kalsaydı, ilerleme olmazdı. Sîbeveyh zemânında olan Nahv bilgisine yeni buluşlar ve yeni görüşler eklenerek, bugün yüz kat fazla artmışdır. Fekat, bu ilmin temelini kuran odur. Üstünlük onundur. Herşeyin üstünü, kurucusudur. Yükseltmek şerefi ise, sonra gelenlerindir. Bundan dolayıdır ki, hadîs-i şerîfde, (Ümmetim, yağmura benzer. Öndekiler mi, sondakiler mi dahâ iyidir, belli olmaz) buyuruldu.

Önce çalışmak, sonra düâ, dînin esâsı!
Boş durup da râhat bekliyen kulun fenâsı!

_________________
Sensin Ümidim Ey Yari Pirim
Kaldım Bu Yolda Ol Desteğim
Bari Amanım Gayri Girandır
Sen Ol Muinim Sen Ol Zehirim...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
FİKİRDEĞİRMENİ

avatar

Mesaj Sayısı : 53
Kayıt tarihi : 04/10/10
Nerden : Karaman

MesajKonu: Geri: Mektubat-ı Rabbani 292. mektup (Çok önemli)   Ptsi Kas. 01, 2010 7:10 pm

Fenafişeyh,fenafirresul ve fenafillah makamına erişen insan teslimiyetin zirvesine uruç etmiştir.Tasavvufun kanımca üç ayağı vardır.Birincisi fenafişşeyh ile şeyhinde fani olup şeyhinin hissiyat ve fikriyatıyla hissen ve halen yaşamaktır.Adeta şeyhinin latife ve duyguları gömleğini halen giyinmektir.Bu da harika bir teslimiyet olarak tezahur eder.Bu teslimiyetin yoğunluğuyla şeyhine karşı harika bir muhabbet vucuda gelir.Adeta teslimiyet ile muhabbet yer değiştirir.Sünneti seniyeye ve farzların ehemmiyetini şeyhinin lisanı halinden ders alır.Demekki teslimiyet,muhabbet ve şeyhinin latifelerinin aynasından sünneti seniyeyi ve nasları ders alır...Seyru sülükunda şeyhinin gölgesinde kabiliyetince menevi mertebeleri kateder.....Metebe-i rıza makamını gayey-i hayal edinip şeyhinin açtığı caddeden selametle yoluna devam eder...Müceddid-i Elfisani İmamı rabbani(K.s) gibi bir hakikat kahramanının böyle harika mektubunu paylaştığınız için inşallah bu büyük zatın zılli altında kendi miracınızı yapmayı Allah nasip etsin,amin....
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
yazgüneşi

avatar

Mesaj Sayısı : 22
Kayıt tarihi : 20/10/10

MesajKonu: Geri: Mektubat-ı Rabbani 292. mektup (Çok önemli)   Çarş. Kas. 03, 2010 11:37 am

Allah Razı olsun kardeşim....
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
gül-as

avatar

Mesaj Sayısı : 63
Kayıt tarihi : 05/07/10

MesajKonu: Geri: Mektubat-ı Rabbani 292. mektup (Çok önemli)   Perş. Kas. 04, 2010 10:26 am

Bir güzelin yanında bulunsa kişi,
Bağ ve bostân ve güllerle olmaz işi.

mektubatı rabbaniyi okuyabilmek ..onun şahsı manevisinden feyz alabilmek çok büyük bir nimet..
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
Mektubat-ı Rabbani 292. mektup (Çok önemli)
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
buharalıbilvanisli.com :: İslam Ahlakı ve Tasavvuf :: Nakşibendi :: Mektubat-ı Rabbani-
Buraya geçin: