buharalıbilvanisli.com

Sofilerin Buluşma Noktası Buhara
AnasayfaAnasayfa  TakvimTakvim  GaleriGaleri  SSSSSS  AramaArama  Üye ListesiÜye Listesi  Kullanıcı GruplarıKullanıcı Grupları  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  
buharalıbilvanisli.com Son Konular
KonuYazanGönderme Tarihi
Salı Şub. 08, 2011 11:13 am
Cuma Ocak 28, 2011 9:56 am
» ykmz
Salı Ocak 11, 2011 10:43 pm
» ykmz
Salı Ocak 11, 2011 10:41 pm
Çarş. Ocak 05, 2011 8:01 am
Çarş. Ocak 05, 2011 7:57 am
Çarş. Ocak 05, 2011 7:40 am
Salı Ocak 04, 2011 6:58 pm
Salı Ocak 04, 2011 6:32 pm
Salı Ocak 04, 2011 6:32 pm
Salı Ocak 04, 2011 9:37 am
Ptsi Ocak 03, 2011 7:15 pm
Ptsi Ocak 03, 2011 7:02 pm
Ptsi Ocak 03, 2011 6:55 pm
Ptsi Ocak 03, 2011 6:43 pm
Ptsi Ocak 03, 2011 6:27 pm
Perş. Ara. 30, 2010 10:23 am
Perş. Ara. 30, 2010 8:27 am
Paz Ara. 26, 2010 2:53 pm
Paz Ara. 26, 2010 2:43 pm
Cuma Ara. 24, 2010 8:11 pm
Cuma Ara. 24, 2010 1:34 pm
Cuma Ara. 24, 2010 8:50 am
Perş. Ara. 23, 2010 1:19 pm
Perş. Ara. 23, 2010 8:12 am
Similar topics

Paylaş | 
 

 Mektubat-ı Mevlana Halid Zülcenaheyn 4. Mektup (Rabıta Hakkında)

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
perverde

avatar

Mesaj Sayısı : 131
Kayıt tarihi : 01/07/10
Yaş : 36
Nerden : Kocaeli/İzmit

MesajKonu: Mektubat-ı Mevlana Halid Zülcenaheyn 4. Mektup (Rabıta Hakkında)   Cuma Ara. 17, 2010 8:31 am

Mevlana Halid k.s. bu mektubu Yüce Osmanlı Devlet-i Aliyesinin merkezinde bulunan büyük halifelerine göndermiştir.
Allah c.c. nurlarını bizede akıtsın.

Rahman ve rahim olan Allah’ın adıyla,

Hamd Allah’a mahsustur. O bize kafidir. Salat-u selam Allah’ın seçtiği kullar üzerine olsun.

Allah’tan şiddetli aşkı talep eden fakir kul Halid’den k.s., ulu hilafet merkezinde ikamet eden, ihlas ve kerem sahibi kardeşlerine. Allah c.c. saltanat merkezi istanbul’u hainlerin hilelerinden korusun. Allah’ın yardımı; orasını ve tüm İslam beldelerini himaye eden padişaha kıyamete kadar devam etsin!

Hepinize kamil selam, hürmet ve ikram. Zatınızın sıhhatine delalet eden mektubunuz geldi. Münkirlerin devamlı sıkıştırmalarına rağmen aydınlık ve yüce tarikattaki sebatınız bizi sevindirdi. Defalarca Allah’a hamd ettim. Hakk’el-yakin sırlarından gafil olan bazı kimselerin rabıtayı bid’at saydıkları ve rabıtanın aslının, hakikatinin olmadığına itikat ettiklerine dair söylentiler bize kadar ulaştı.

Hayır, öyle değildir. Hakikatte rabıta, yüce Nakşibendi tarikatının esaslarından büyük bir esastır. Hatta kitab-ı aziz ve sünnet-i resule yapışmaktan sonra Allah-ü Teala’ya vasıl olmanın en büyük sebebi rabıtadır. Hatta Nakşibendi sadatının bir kısmı terbiye ve talimde yalnız onunla yetinirdi. Bazısı da rabıtadan başkasını da emrederdi. Bununla beraber fena fillahın başlangıcı olan, fena fişşeyhe giden yolların en kısasının rabıta olduğunu kesin olarak söylerlerdi.

Sadatımızın bir kısmı rabıtayı yüce Allah’ın c.c.;

“Ey iman edenler, Allahtan korkunuz ve sadıklarla beraber olunuz” (Tevbe 119) mealindeki kavl-i celilesiyle isbat ederdi.

Sadatımızın ulularından Şeyh Hace Ubeydullah Ahrar k.s.’ın sözünün hülasası şudur;

“Alemlerin Rabbi olan Yüce Allah’ın c.c. kelamındaki sadıklarla beraber olmak emri zahiri veya manevi beraberliği gerektirir. Manen beraber olmak ise rabıta ile tefsir edilmiştir.” Rabıta ise ehlinin nezdinde meşhur olup, Reşahat adlı kitapta tafsilatlıca yazılmıştır. Sanırım ki: Rabıtayı inkar edenler onun ıstılahtaki manasının ne olduğunu düşünmüyorlar. Şayet düşünselerdi rabıtayı inkar etmezlerdi.

Rabıta: Tarikatta müridin, kamil ve fenafillah makamında bulunan şeyhinin ruhaniyetinden medet istemesidir. Şeyhin suretini düşünmek edep ve terbiyeyi muhafaza ettirir. Müridin şeyhinin yanında hazır olduğunu düşünmesi feyz alabilmesini sağlar. Huzuru ve nuru tamamlanır. Bu rabıta sebebiyle mürid, kötü ve çirkin işlerden uzaklaşır.

Bunları, alnında Cenab-ı Allah’ın sapık olarak yazdığı, gazap ve mahrum olmakla damgaladığından başkası inkar edemez. Rabıtayı inkar eden kimse evliyaya inanıyorsa, onların sözlerini dinlemelidir. Veliler, rabıtanın güzel ve faydasının çok olduğunu söylemişlerdir. Hatta bu konuda görüş birliği etmişlerdir. Onların k.s. kudsi kelimelerini araştırıp, hoş sohbetlerinin kokusunu koklayanlara bunlar gizli değildir. Şayet rabıtayı inkar eden kişinin, velilere itikadı yoksa, şeriat imamlarının, usul-u fıkıh ile furu-u fıkıh ilminin üstadlarının sözlerine itikat etmesi lazımdır. Dört hak mezhepten imamlar açıkça veya imaen rabıtadan bahsetmişlerdir. Onların rh.a söylediklerinin bir kısmını burada zikredip, yerlerini de göstereceğim. Ta ki kalbinde hastalık bulunmayan kişiler oralara müracaat etsinler.Nefsani arzularına uyarak velileri inkar etmesinler. En doğru yola hidayet eden Allahü Tealadan tevfik dileyerek derimki:

Cenab-ı Hakk’ın: “Şayet Yusuf (a.s) Rabbinin burhanını görmeseydi.” (Yusuf/24) mealindeki ayeti celilenin tefsirinde, ruhani tasarruf ve imdada işaret olduğunu, müfessirlerin çoğu açıkça söylemişlerdir. Müfessirlerin çoğunluğuyla aynı görüşte olanlardan biri de ‘keşşaf’ tefsirinin sahibidir. Bu zat Zamahşeri mu’tezili olmakla birlikte der ki:

“ Ayetteki ‘burhan’ kelimesi şöyle tefsir edilmiştir.: Yusuf a.s kadına yaklaşmak isterken ‘sakın, sakın’ diye bir ses işitti.

Hz. Yusuf a.s bu sese aldırış etmedi. Sesi ikinci sefer işitti yine önem vermedi. Üçüncü sefer ‘ondan yüz çevir’ diye işitti. Bu söz de kendisine tesir etmeyince, Yakub a.s sureti ‘parmağının ucunu ısırır bir halde Yusuf’a göründü. Bazıları da Hz. Yakub a.s Hz. Yusuf’un a.s göğsüne eliyle vurduğunu nakleder. Bu hususta başka rivayetler de mevcuttur.”

Hanefi imamlarından, eş şeyh imam Ekmelüddin, ‘Şerhü’l-Meşarik’ kitabında Peygamber Efendimiz a.s:

“Beni ruyasında gören, gerçek olarak beni görmüştür. Zira şeytan benim suretime girip de görünemez.” Hadisinin şerhinde demiştirki:

İki şahsın ister uykuda isterse uyanık iken bir arada bulunmalarına sebeb, aralarında birleştirici bir unsur olmasıdır. Bu da beş şekilde gerçekleşebilir.

1-Zatta ortaklık,
2-Sıfatlarda ortaklık,
3-Halde ortaklık,
4-Fiillerde ortaklık,
5-Mertebelerde ortaklık,

Bu münasebetler nasıl düşünülürse düşünülsün, bu beş asıldan dışarıya çıkmaz. İki şeyin arasındaki birleştirici vasıflar, ayruca sıfatlarla kuvvet bulması veya ondan daha zayıf olmasına göre, aralarında münasebet bulunan iki zatın birleşmesiyle çoğalır veya azalır. (Birleştirici sebepler ayırıcı sebeplerden fazla ise, birleşmeleri de fazla olur. Ayırıcı sebepler birleştirici sebeplerden daha fazla ise birleşmek ve görüşmek daha az olur.) Bazen birleştirici sebepler zıddı olan ayırt edici sebeblere o kadar baskın olur ki, muhabbet kuvvetlenir ve o iki şahıs birbirinden ayrılmaz. Bazen de bunun aksi olabilir. Kim bu saydığımız beş aslı tahsil ederde geçmiş zatların ruhları arasında münasebet kurabilirse, istediği zaman onlarla birleşebilir.”

Yine Hanefilerden ‘El-Eşbah’ kitabına haşiye yazan Seyyid Ahmed bin Muhammed el Hamevi, ‘Nefahatül-kurb Vel-İttisal’ kitabında özet olarak şöyle demiştir:
“Muhakkak ki, velilerin ruhaniyetleri cisimlerine galip geldikleri için, bazen birkaç surette zahir olurlar.

Sahih olarak rivayet edilen hadis-i şerifte peygamber efendimiz a.s:

“(Kıyamette) Cennet ehlinden bir kısım, cennet kapılarının her bir kapısından çağrılır.” Buyurduklarında, Hz Ebu Bekir r.a

-Ya Rasulellah a.s tüm kapılardan girebilen olurmu? Diye sorduklarında Peygamber Efendimiz a.s

-Evet, vardır. Seninde onlardan olduğunu ümid ederim.” Buyurdular. Bu hadis-i şerif söylediğimiz manaya delil kabul edilmiştir. (Cisim ile değil, ruhaniyet ile birkaç surette görüldüğünde, her kapıdan girebilmesi mümkündür.)

Büyükler, ruh külli olduğu vakit, yetmişbin surette zahir olabilir demişlerdir. Bu dünyada böyledir, berzah aleminde ise bu suretlere girmesi daha da kolaydır. Zira berzah aleminde ruh cesetten ayrıldığı için, daha kuvvetli ve müstakil olur.

Şafii imamlarından Gazali r.a ihya kitabındaki, namazın her ruknunde kalbin hazır olmasını anlatan babda şöyle der;
Peygamber Efendimizin suretini ve kerim şahsını kalbinde hazır eyle. Esselamu aleyke eyyuhennebiyyu, derken inanki senin selamın kendilerine ulaşır ve O daha kamili ile sana cevap verecektir.

Şeyh Şihab-i Hafacani’nin şeyhi olan Allame Şihab Ahmet El Mekki ‘Şerhul Bab’ adlı kitabında, teşehhüd (tahaiyyat) kelimelerinin manalarını açıklarken şöyle der:
“Esselamu aleyke cümlesi ile Peygamber Efendimiz a.s ‘e hitap edilmesinden maksat; namaz kılan ümmetinden Efendimizin haberdar olmasıdır. Bu şekilde Peygamber Efendimiz a.s namaz kılanın yanında bulunup, kıyamet günüde en faziletli ameli için şahitlik yapması mümkün olur. Ayrıca O’nun a.s. hazır olduğunun hatırlanması huşunun artmasına sebeb olur.” Sonra bu sözlerini İhya kitabında geçen yukarıdaki sözlerle doğrulamıştır.

Şeyhlerin şeyhi, imam Arif Sühreverdi k.s.Avarifül Maarif adındaki kitabının, kurbiyyet ehlinin namazı konusunda İbn-i Hacer El Mekki’nin sözlerinin aynısını söylemiştir.

Bir ibaresinde de:

“Peygamber efendimize selam verip, O’nun a.s. şemalini kalbinin arasında tasavvur eder.” Demiştir.

Yine Alemle Şihab İbn-i Hacer El Mekki, ‘Şemail’ adlı kitabının şerhinin sonunda, Hafız Celalüddin es Suyuti’nin ‘Tenvirul Halek Fi Ruveyti-n Nebiyyi vel Melek’ adındaki kitabında söylediği söze ittifak ederek şöyle demiştir:

İbnü Abbas (r.a)’dan rivayet olunurki; O, Peygamber Efendimizi rüyasında görmüştür. Peygamber Efendimizin (a.s)’in aynasına baktı. O aynaya baktığında da kendisini değil, Peygamber Efendimizi (a.s) gördü. İşte bu, Tasavvuf ehlinin ıstılahında, rabıtadan fena olmaktır. Sözümüz ve itirazımız Peygamber Efendimizin sureti hakkında değildir, denilmesin. Zira biz deriz ki; bu, peygamberler (a.s)’in özelliklerinden değildir. Sırf peygamberlere ait olmayan özellik ve hasletler onlar ile veliler arasında müşterektir.. Ehil olanların nezdinde bunda hiç şüphe yoktur.

Peygamber Efendimizden (a.s) başka birine hitap etmek namazı bozar. Namazda O’nun (a.s) suretini göz önüne getirmek, o suretin sahibine selam vermek, varlığın ruhu, Makamı Mahmudun sahibi olan Hz. Fahr-i Alemin özelliklerindendir. O’na aline, ashabına salat ve selamın en kamili olsun. Bunu anlatmak maksadımız değildir. (biz rabıtadan bahsediyoruz, namaz içindeki sureti hayaline getirmekten bahsetmiyoruz) Bunu anla…

Yine Şafiilerden El Hafız Celaluddin es Suyuti, bu konuda yazmış olduğu örneklerle dolu, ‘Kitabül-Münceli fi Tatavvuril-veli’ adlı risalesinde, Şafii olan İmam Sübki (r.a)’nin ‘Tabaktü’l Kübra’ adındaki kitabından naklen şöyle der:

“Keramet çok çeşitlidir. Kerametin yirminci bölümü, velinin bir halden başka bir hale geçmesidir ki, sufiler buna misal alemi derler. Sufiler, ruhların cesetlere girmesi ve çeşitli şekillerde olmalarınında misal aleminde olduğunu söylemişlerdir.” Buna delil olarak da Cenab-ı Hak Teala’nın: “Cibril (AS) Meryem için kamil bir insan suretine girdi” (Meryem,17) kavli celilesini gösterirler. Yine değişik suretlere girmeye misal olarak Kadibü’l-Ban’ın kıssasını ve başkalarını zikr etmiştir.
Yine Şafiilerden İmam eş-Şarani (k.s) “en-Nefahatü’l Kudsiyye” adındaki kitabında zikrin edeplerini sayarken şöyle demiştir.

“Yedinci adab, kendi şeyhinin şahsını (suretini) iki gözünün arasında tasavvur etmektir. Bu, sufilerin nezdinde edeplerin en sağlamıdır” Ben diyorum ki, sufilerin güvenilir kitaplarının hepsi şahittir; biz Nakşibendiyye zümresinin yanında rabıta bundan başka bir şey değildir. Şafiilerden, allame es-Setiri el-Halebi, Buhari’nin şerhinde; Buharinin “Sonra Peygamber Efendimiz (a.s)’e tek kalmak sevdirildi” sözünü açıklarken şöyle der:

-“Şeytan aleyhi’l-lane Peygamber Efendimiz (a.s) suretine giremediği gibi, kamil velilerin suretlerine de giremez.” Ancak kitabında, bunu bir şarta bağlamıştır. O da mürşid-i kamilin hakiki suretine giremez. Başka bir surete girebilir veya ufak bir noksanlıkla O’na benzeyebilir. ayırt etmekte güçdür.

Hanefi alimlerinin büyüklerinden, alleme seyyid Şerif el-Cürcani (k.s) Mevakıf kitabının şerhinin sonunda, İslami fırkaların zikrinden hemen önce ve ‘Şerhu’l-Matali’ kitabının haşiyesinin hemen başlarında, velilerin suretlerinin müridlerine görünmeleri, ölümlerinden sonra da olsa sahih olduğunu, hatta müridlerin kendilerinden feyz alabileceklerini söylemiştir.

Yine Hanefilerden, İmam el-arif billah, eş-Şeyh Tacüddin el-Hanefi en-Nakşibendi el-Osmani (k.s), Taciyye adındaki risalesinde Allaha ulaşan yolları beyan ederken şöyle der:

-Üçüncü yol, müşahade makamına vasıl olmuş ve zatiye sıfatlarını kendinde bulundurmuş olan şeyhin rabıtasıdır. Zira;
“Onlar öyle kişilerdir ki, görüldüğü zaman Allah (c.c) hatırlanır.” (6) mealindeki hadis-i şerif mucibince, onları görmek, zikrin faydasını verir. Böyle bir mürşidin sohbeti ise “Onlar Allah (c.c) ile meclis kuranlardır.” (7) sözünün gereği olarak, Allah-u Tealanın sohbetinin verdiği neticeyi verir. Öyle ise şeyhinin suretini hayalinde muhafaza edersen ve çam kozalağı şeklindeki kalbine yönelip, kendi nefsinde kaybolursan, fena fiş-şeyh makamına erersin. Terakki ve yükselişten döndüğün vakit, şeyhinin suretini sağ omzunun üstüne alıp, omzundan kalbine doğru bir çizgi gibi uzatacaksın. Şeyhin’i o çizgi üzerine getirip, kalbine koyacaksın. Böyle yapmakla senin için fena hali ve kendinden gaybet ümid edilir. Muhakkiklerin önderi ve müteahhirlerin imam-ı olan el-arif billah Teala eş-şeyh abdulgani en-nablusi el Hanefi ‘Miftahu’l-Maiyye’ adındaki Taciyye’nin şerhinde, bu geçen sözü takviye edip aynı yolla hareket etmiştir.

Hambeliye mezhebinin alimlerinden ulu gavs ve yüce imam efendim Şeyh Abdülkadir el-Ceyli (k.s) şöyle der.:

Fakir -Hak yolcusu salik- kişi veliler ile rabıta kurar. O rabıtadan dolayı da, onlardan faydalanır. Zahiren onlara fazlaca ikramda bulunmazsa da sakınca yoktur. Yabancı olup da onlara Batıni rabıta yapmayan kişi onlardan faydalanamaz. Bu sözler, İmam Sühreverdi’nin Avarif adındaki kitabının, müridin şeyhi ile olan edepleri babında zikr edilmiştir. Ben diyorum ki, bu konuda büyük alimlerin sözleri sayılamayacak kadar çoktur. Bunda apaçık bir delil vardır ki, veliler için vefatlarından sonra gerçekleşen bir nevi tasarruf vardır. Bu konuda bir çok muhakkikler, ifadeleri yaklaşık aynı ve kesin olan risaleler yazmışlardır. Onun için hidayet yoluna ulaştırılan kişi bunu inkar etmekten sakınsın, zira inkarı tehlikelidir.

Malikiyye Mezhebindeki imamlardan büyük imam, meşhur Muhtasar’ın sahibi Şeyh Halil (rh.a) şöyle diyor:

“Bir veli, velayetinde sabit olduğu zaman, ruhani suretlere girmeye gücü olur. Birkaç surete girme kudreti kendisine verilir. Bu ise muhal değildir. Zira Müteaddit olan zahiri cisim değildir, ruhani suretlerdir. Arifi billah kişilere göre, ruhaniyette birkaç surete girmek bilinen şeylerdir”. Yukarıdaki bilgilere el Hafız Es Suyutinin adı geçen kitabından alınmıştır.

Yine Hafız es Suyuti adı geçen kitabında, maliki şeyhlerinden, iki büyük imam olan eş Şeyh Ebul Abbas el Mursi ile talebesi İbni Ataullah el İskenderi (k.s) den bu manadaki durumları, rivayet etmiştir. İşleri ümmetin yükünü çekmek ve dertlerine şifa bulmak olan veliler ve büyük alimler bu hükümleri bu kadar açıkladıktan sonra, avam tabakasından olan kişiler, nasıl bu hakikatleri inkar ederler? Halbuki büyüklerin bir kısmı, vasıtasız olarak ledünni ilmi, baki olan el Hayyul Kayyümden (c.c) alırlar. Usandırmaktan ve yormaktan korktuğum için bu kadar ile iktifa ettim. Yoksa yardım edici olan Melik-i Zülcelal (c.c) in yardımıyla, bu konuda bir çok meseleyi içine alan bir cüz kitap yazacaktım. Kamil velilerin (k.s) hallerini inkar eden din kardeşlerimize şefkat etme riayeti olmasaydı, bu sırların bazılarının açıklanmasına yönelmezdim. Beni bu sırların açıklanmasına zorlayan iki sebep vardır:

Birincisi, tarikat; Allah (c.c) a vasıl olmanın yoludur. Allah Tealanın rızasını ve Peygamberimiz (a.s) ın sevgi ve ahlaklarını kazandırır. Yükselmeye vesile olur. Tarikatın esasları; fırka-i Naciye olan ehl-i sünnetin akaidine yapışmak, azimetleri alıp, ruhsatlardan kaçınmak, devamlı Allahu Tealaya yönelip, kontrol edildiğini düşünmektir. Dünyanın süs ve zinetinden, hatta Allahın (c.c) masivasından yüz çevirmek, hadis-i şerifte “ihsan” ile tabir edilen Allah ile bulunmayı alışkanlık haline getirmektir. Hadisi Şerifte:

“(İhsan odur ki, Allahı (c.c) görür gibi ibadet yapmandır. Zira, sen Onu görmesen de, O (c.c) muhakkak ki seni görür.)” buyurulmuştur. Yine bu yol cemiyet ve cemaat arasında olduğun vakit, tek başına olduğun vakit ki gibi zikir ve fikirle meşgul olmaktan ibarettir. Bunlarla birlikte, din ilimlerini öğrenip, istifade edip, başkalarına faydalı olmaktır. Müminlerin avam tabakasındaki kisve ve kıyafetine girerek, zikrini gizlemek, nefeslerini o kadar muhafaza etmek ki, kerim olan Allah (c.c) tan gafil bir nefes dahi alıp vermemek ve en yüce ahlak sahibi olan fahr-i Alem (a.s) ın ahlakıyla ahlaklanmaktan müteşekkildir. Bu özelliklere sahip olan tarikatı korumak için, bunları yazdım.

Hulasa-i kelam bu tarikat şerefli Sahabe-i Kiram (r.a) ın yollarının ta kendisidir, üzerinde bir fazlalık ve eksiklik yoktur. Hakikatte o, kitap ve sünnetin azimetleriyle amel etmektir. Bunun içindir ki, tarikatın imamı, mahlukların gavsı, hak, hakikat ve dinin ziyneti, Şah-ı Nakşibend diye tanınan Es Seyyid Muhammed el Buhari (k.s) şöyle demiştir:

‘Kim tarikatımızdan yüz çevirirse onun dini büyük bir tehlikededir.’

İkinci sebep ise, sizleri, gafillerin uydurmaları ve çirkin olan şeyleri güzelleştirmelerine karşı uyandırmaktır. Şayet inkar edilirse, onun uğursuzluğu –Allah korusun- öyle bir kapıya değecektir ki, sadık fakirler devamlı Allahu Tealaya yalvarıp, o kapının takviyesi, baki kalması, hasedçilerin ve düşmanların fitnelerinden korunması için dua ederler. Bu fakir, geçen edeplerin hepsini, yerine getirmeyi sizlere tavsiye eder. Kitap ve sünnete muhalif olan, Peygamberimiz (a.s) ile sahabeler (r.a) ın yollarına ve hidayetlerine tabi olmayandan uzaklaşıp, Allahu Tealaya sığınmanızı hatırlatır; sizleri sabah ve akşamleyin, İslamın dayanağı olan Devlet-i Aliyye-i Osmaniyye’nin doğrulukla devamı ve din düşmanları ile çirkin mürtedlere galip olması için dua etmenizi emr ederim. Allahın selamı, rahmeti ve bereketi başta ve sonda sizlerle olsun.

_________________
Sensin Ümidim Ey Yari Pirim
Kaldım Bu Yolda Ol Desteğim
Bari Amanım Gayri Girandır
Sen Ol Muinim Sen Ol Zehirim...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
Mektubat-ı Mevlana Halid Zülcenaheyn 4. Mektup (Rabıta Hakkında)
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» Mod, medyan
» Astral seyahat hakkında...(Soru cevap )

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
buharalıbilvanisli.com :: İslam Ahlakı ve Tasavvuf :: Nakşibendi :: Mektubat-ı Rabbani :: Mektubat-ı Hazret :: Minah :: İşaretler :: Gavs Abdulhakim (k.s.a) Sohbetler :: Diğer Tasavvufi Eserler-
Buraya geçin: